Atina’da Nea Makri’deyim. Yani Yeni Fethiye’de. Fethiye’den özellikle de Kayaköy’den mübadele sırasında göç eden Rumların yerleştirildiği Atina’ya yaklaşık bir saat uzaklıkta bir beldede.
17 yıl önce bir belgesel çekimi için Enis Rıza ile birlikte gelmiştim. O belgesel projesinde tanıştığım hem dostlarım Aleko ve Vera’yı ziyaret hem de tatil için Yunanistan’dayım.
Uçağa bindiğimden beri krizin etkilerini görmeye çalışıyorum. Karşılaştığım tanıştığım herkese krizi soruyorum, onlar da bana Gezi Olaylarını. Olayların neden çıktığını tam anlayamadıklarını söylüyorlar. ‘’Polis parktaki çadırları yaktığı için mi, greenpace eylemcileri parkı korumak istediği için mi, muhalefet mitinglerinin etkisiyle mi’’ diye sorarken, bazıları da ‘’hükumet Taksim’deki Atatürk heykelini kaldırmak istiyormuş doğru mu’’ diye soruyor. Medya endüstrisinin ve iletişim teknolojilerinin geldiği son noktada anlaşılan haberler böyle böyle yayılıyor ve algılanıyor artık. Ben onların sorularını cevaplıyorum, onlar da benimkileri.
Alekos Kombotis 85 yaşında. 35 yaşına kadar İstanbul’da yaşamış. Sonra zorunlu Atina’ya gidiş ve Atina yılları… Kendine ait küçük ayakkabı, kemer, çanta atölyesinde yıllarca ürettikten sonra emeklilikle birlikte yaz kış Nea Makri’de yaşıyor. Yıllar önce Mübadele ve İstanbul Rum okulları belgeselleri vesilesiyle tanıştıktan sonra iletişişimiz hiç kesilmedi… Kimi zaman mektupla, çoğunlukla telefonla, İstanbul – Atina ziyaretleriyle, şimdilerde mail ve skyp yolu ile hep paylaştık yüreklerimizi, zihinlerimizi…Bu aralar mevzuumuz malumunuz hep kriz…
Yunanistan bu krizi neden yaşandı?
Bu kriz sermayenin, bu sistemin kendi krizidir. Ne ilk ne de son olacak. Yunanistan ihtiyaçlarının %70’ni ithal eden bir ülke. Bizden daha gelişmiş ekonomileri olanlar da krize girdi. İtalya İspanya, İzlanda, Portekiz, hatta Fransa ve Almanya’da da kriz var. Bakma sen ses etmediklerine.
Düşün ki biz 10 kişiyiz ve ortada 10 parçaya bölünmüş bir pide var. Aramızdan biri bu pidenin 8 parçasını yerse diğerlerine ne kalacak. Dünyanın ekonomik değerleri, bu para sistemi, serbest ticaret kapıları zayıf memleketlerin rekabet gücünü ortadan kaldırdı. Yasal bir hırsızlık aslında bu Avrupa Birliği.
Yok Avrupa Birliği fonları, destekleri Yunanistan’ı kalkındırmış. Yok Avrupa Birliği sayesinde refaha kavuşmuş Yunanistan. Yunanistan’ın coğrafi konumu, sahip olduğu zengin yer altı kaynakları AB için çok cazip. Daha da önemlisi AB’nin güçlü ülkelerinin ürettiği malları pazarlayacağı diğer ülkelere açılan kapı olması. Almanlar, Fransızlar önemli yatırımlar yaptı burada. Bu yatırımları uzun yıllar işletme hakkına sahip oldular. Bu karlar, paralar bu ülkelere gitti. Biz de vergilerle, bu yatırımları kullanırken ödediğimiz ücretlerle bu alt yapılar için ödenen parayı kat kat ödedik. Yani kimse babasının hayrına destek olmadı, olmuyor kızım. Kriz miriz kendiliğinden olmadı yani. Herkesin parmağı var.
Yunanlılar nerede hata yaptı?
Yunanlıların suçu var elbette. Bizi soyup soğana çeviren, bize işkence yapan insanları kendi elimizle seçiyoruz. Toplumların budalalığından oluyor bu krizler. Toplum kendini ezenleri iktidara getirdiği için budala diyorum. Yalnız Yunan toplumu için geçerli değil bu budalalık. Toplumların durumlarına, yapılarına göre fark ediyor ama her toplumda var sadece dereceleri farklı. Bekliyorlar ki birisi gelsin bizi bu krizden kurtarsın. Kim kurtaracak? Geçmiş olsun artık. Bazılar hala farkında değil geçici bir şey olarak görüyor. Ellerindeki birikimle, kiralarından gelen gelirle yaşıyorlar hala. Ama onlarda bitince evlerini kiralayacak adamlar kalmayınca ne olacak? Ki başladı bile evler yarı fiyatına satılıyor ama alıcı yok. Yarın dörtte birine bile alıcı bulunamayacak.

Nea Marki sokaklarında dolaşınca ve buradaki halkın yaşam seviyesini görünce kriz buralara pek uğramamış gibi
Olur mu 5 süpermarket vardı burada üçü kapandı. Gördün kapanmış dükkânları mağazaları. Alıcı yok ki! Bu barlarda, restoranlarda hafta sonu yer bulmak imkânsızdı. Hafta içi sinek avlıyorlar hafta sonu da eh hala biraz hayat var. Herkes evinde yiyor artık. Ünlü adalar gibi olmasa da buradaki otellere de turist gelirdi bir tane turist gördün mü? Eh tek tük bir iki. Yerli turist zaten yok hafta sonu pikniğe gelenler ve burada evleri olanlar hariç. Onlar da bakma sen çoğu cepten, birikimlerinden yiyor. Bazıları da farkında değil vahametin geçici bir şey zannediyor. Krizin daha da zengin ettiği adamlar zaten buralarda değil. Zenginlerin çoğu ne olur ne olmaz diye paralarını yurt dışına kaçırdı.
-Kriz senin hayatını nasıl etkiledi?
Benim şahsi hayatımı şu ana kadar çokça etkilemedi. Devletin emekli maaşını düşürmediği gruptayım ben. Çocuğum yok. Bir ben bir karım. Birikmiş param var. Hayattan bir beklentim yok. Devletin ekstra yüklediği vergileri de ödemiyorum. Bakalım ne zaman yakama yapışacaklar. Yaşım 85. Çok zamanım kalmadı, eskiden her fırsatta Türkiye’ye geliyordum. Anadolu’da görmediğim yerler var hala, İstanbul’u çok özledim. Ama eskisi gibi aklıma estiği gibi gidemiyorum. İşte benim en büyük lüksüm buydu ama şimdi…
Aleko hüzünleniyor, yüzündeki İstanbul özlemini görüyorum. ‘’İstanbul seni çağırıyor, seni misafir etmek istiyor paraya ihtiyacın yok orada’’ diyorum. Gülümsüyor, elimi tutuyor ve ‘’biliyorum’’ diyor, devam ediyor.
Asıl kriz benim içimi alt üst etti. Bayağı bayağı bu dünyayı terk etme isteğimi arttırdı. Arkamda, biraz daha yaşamak istediğim bir dünya yok.
Alekoo öyle söyleme
Çevremde bu kadar açlık, evsiz kalmış insan, sen de gördün işte metroda yatanlar, bakamadıkları için çocuklarını bakım evlerine verenler, bir öğün kiliselerin dağıttığı yemekle geçinenler, tedavi göremeyen hastalar, artan dilenciler, işsiz güçsüz gençler, kırkından ellisinden sonra işsiz kalanlar, işten atılanlar, hayalleri yıkılanlar…
Benim çocuğum yok ama bu ülkenin yarını ne olacak? Şimdi doğan çocukların ne çekeceğini düşündükçe içim ürperiyor. Zaten Yunanistan’ın nüfusu artmıyordu. Bu krizle kendine bakamayan bir çift, doğacak çocuğuna nasıl bakacak? Senin de içini karattım kızım. Hâlbuki sen buraya tatil için geldin. Bırak bunları şimdi, sorma başka hadi…
Peki, bütün bunlara toplumsal tepkiler nasıl?
Sen den kurtuluş yok anlaşıldı illa yapacaksın bitireceksin bu işi.
Biliyorsun ilk başlarda çıkan olayları tepkileri, bütün dünya gördü televizyonlardan… Ama artık ilk günlerde ki gibi değil. Ne zaman bir grup işten çıkarılıyor, ya da bir devlet kuruluşu kapatılıyor küçültülüyor o gruptakiler “toplum neden ayaklanmıyor, neden tepki vermiyor” diye bağırıyor. Yani kendi başına gelmedikçe kimse senin çıkarmıyor artık. Devlet kanalı kapatılınca “toplum neden tepki vermiyor” dedi televizyon çalışanları hemen. Başka birimler kapatılınca, başka insanlar zor durumda kalınca televizyon çalışanları tepki vermemişti, onlarla birlikte olmamıştı. Yani kendi başına gelene kadar anlayacağın kızım. Bu arada bütün bunları protesto eden topluma polisin tepkisi çok sert olmaya başladı. Dava toplum sesini çıkarmasın, başına geleni şartsız kabul etsin. Alışsın bu duruma, normalleştirsin.
-Biraz önce bu kriz içimi alt üst etti dedin. En çok ne etkiledi seni?
En çok göçmenlere üzülüyorum biliyor musun? Bir paçavra gibi kullanılıyorlar. Bir hiç için çalıştırılıyorlar. Dayanamıyorum onları görmeye. Krizle birlikte Faşizm, Nazizm arttı. Krizin faturasını azınlıklara, göçmenlere, mültecilere çıkardılar. Biliyorsun ki faşizm, Nazizm’in ayakta durması için daima bir düşmana ihtiyaç vardır. Eğer yoksa da yaratılır. Yunan Nazileri şimdi kriz bahanesi ile düşman olarak göçmenleri buldu. Eğer koyu renkli iseniz mesela Afrikalı, Pakistanlı, Bangladeşli hemen saldırıyorlar. Hatta koyu renkli Yunanlılar da bu saldırılardan nasibini aldı göçmen oldukları zannedilerek. Hatta ölümler bile oldu. Göçmenlerin dükkânlarına, küçük işyerlerine saldırıp dağıtıyorlar.”Burada işiniz ne, evinize dönün” diyorlar. Dahası yaralı göçmenleri hastanelerden attırmaya çalışıyorlar.

Tam da bu sırada plaja incik boncuk satan bir Bangladeşli geliyor. Her zaman olduğu gibi göçmenlerden ihtiyacı olmadığı halde bir şeyler alıyor Aleko. Geçen gün müzik CD’leri almıştı hiç dinlemediği türden müzik CD’leri. Sırf yardım olsun diye. Bu kez de incik boncuk, bileklik alıyor. Biri benim koluma, diğerleri de Aral ve Dila’nın. Ayaküstü sohbet ediyor Bangladeşli ile. İki ay Türkiye’de kalmış. İki aydır da Yunanistan’da. Buradan da İtalya’ya gidecekmiş…
Yeter kızım daha sorma yoruldum. Müstemleke gibi bir şey oldu artık Yunanistan bu borçlarla. Yok, Yunanlılar tembelmiş. Hadi tembel. Portekizliler, İtalyanlar, İspanyollar ve diğer ülkeler hepsi mi tembel. Fasa fiso bunlar bahane. Ne uyduracakların bilmiyorlar. Uzaktan bakmakla bunlar anlaşılmaz. Elindeki paranın hesabını bilmeyenlerin eline gitti paralar. Çok kimsenin elinden az kimsenin eline. Yiyemeyecekleri kadar çok paraları var, ömürleri yetmez yemeye değil torunları torunlarının torunlarına yeter. Bu nasıl bir vicdansızlık! İnsanlığın geleceğinden umudum yok böyle böyle insanoğlu yeryüzün yok edecek. Bu kadar acını herkesin gözünün önünde yaşandığı dünyada kalmak beni yoruyor, acıtıyor. Bütün bunlar bende ölüme koşma hissi yaratıyor. Senin de içini karattım. Boş ver sen bunları bırak sorma, merak etme, öğrenme… Kime diyorum sanki. Sen iğne deliğinden geçeli çok oldu. Ne çare.
ANDONİS ZAMBETAS 59 yaşında bir doktor. Arkadaşım Vera tanıştırdı. Sosyal dayanışmaya inanıyor ve eylemlere katılıyor. Evli, iki çocuğu bir torunu var. Bir doktor olarak hastanelerdeki durumu anlattı. Doğrusu inanamadım.
“Toplum hastanelerden kovuldu”
Krizin sağlık sistemine ve hastanelere yansıması nasıl oldu?
Önce şunu belirtmek isterim ki, her şeyden evvel bu kriz için bir hazırlık yapıldı, yani hazırlanmış bir krizdir. Hedef Yunan toplumun yaşam kalitesini aşağı çekmek. Bu yaşam kalitesindeki düşüş hastaneleri de büyük ölçüde etkiledi. Avrupa’nın en eski fizik tedavi merkezlerinden birinde çalışıyorum Binlerce kişi tedavi görüyordu bu hastanede. Krizden sonra hem çalışanlar hem de hastalar için durum korkunç oldu Önce yataklar azaldı. 750’den 400’e düşürüldü. 400 yataklı oldu ama 100-150 kişi arasında tedavi hizmeti verebiliyor. Aslında toplum hastanelerden kovuldu. Bu da belirli bir sistem içerisinde yapıldı. Pek çok hastane kapatıldı. Sigortalı olsanız bile cüzi de olsa para vermek zorundasınız artık. Önceden ilaç parasının tamamını devlet karşılıyordu. Şimdi %25’ni hasta ödemek zorunda. Krizle birlikte çoğu kişi işten atıldığı ve sigorta primleri ödenmediği için artık sigortasız oldu. Esnaf, küçük işyeri sahipleri de sigorta primlerini ödeyemez oldular. Hastane personeli azaltıldı. İşten çıkarıldı. Emekli olan arkadaşlarımızın yerine yeni kimseler alınmadı. Çalışan sayısının azaltılması hem çalışanlar hem de hastalar açısından tehlikeli durumlar oluyor. Çalışanlar çocukların kreş parasını, işe geliş gidiş masraflarını karşılayamaz oldu. Pek çok aile çekirdek aileden yeniden büyük aileye geçti. Ekonomik zorunluluktan dede-torun bir arada yaşamaya başladı.
İntihar vakalarındaki artış devam ediyor mu?
Kriz nedeni ile çok sık intihar vakalarına şahit oluyoruz. Evet maalesef artış devam ediyor. Toplumsal bir travma yaşıyoruz ve sonuçları çok dramatik oluyor. Yalnız intihara kalkışan kişiyi değil ailesini de tedavi etmeye çalışıyoruz.
Ailede yaşanan ekonomik sorunlar çocukların psikolojisini ve okul başarılarını yüzde yüz etkiliyor. Bu artık alenen bilinen bir şey. Pek çok okulda çocuklar sabahları okula aç gidiyor ve derste baygınlık geçiriyorlar. Devletin bunu bilip kabullenmesi çok büyük ayıp. Hiçbir toplum böyle bir şeyi hak etmez.
Eğitim ve sağlık hizmetleri devletin zorunlu görevleri arasındadır ve bir ülkenin gelişmişliğini de göstergesidir. Devlet Hastanelerinde tuvalet kâğıdından enjektöre kadar her şey kısıtlanıyor. Ekipmanlar bozulunca tamir edilmiyor. Hemşireler ve diğer sağlık çalışanları normalden fazla efor sarf etmek zorunda kalıyor. Kanser hastalarına bile aylar sonrasına randevu veriliyor.
Sosyal hayta ne tür değişiklikler oldu?
Yunanistan’da bir milyonun üzerinde göçmen var. Hastanelere gelip hastabakıcıların, özellikle kendi hastalarına bakanların kendi Yunan mı, göçmen mi olduğunu kontrol edenler var. Faşistler sermayenin köpekliğini yapıyorlar. Göçmenlerin hastanelerde çalışıp para kazanmalarını istemiyorlar. Hasta mülteci göçmenlere gıda, kan, ilaç yardımı yapılmasın engellemeye çalışıyorlar. Mülteci çocukların dışarı atılmasını istiyorlar. Canice yaklaşımlar bunlar. Öte yandan bizi de göçmenlerle tehdit ediyorlar. ‘’Eğer sen günde 10 Avroya çalışmasan biz de 3 Avroya göçmen çalıştırırız’’ diyorlar.
Sizin hayatınızda neleri değiştirdi bu kriz?
36 yaşında bir oğlum, 35 yaşında bir kızım var. Kızımın da bir yaşında bir kızı var. Torunumun doğduğu gün damadım işten atıldı. Oğlum, eşim, damadım işsiz. Kızım iktisadı bitirdi. Bir organizasyon şirketinde çalışıyor anacak her ay maaşının bir bölümünü alabiliyor. Anlayacağınız maaşının bir bölümü her ay içerde. Bunları da ne zaman alacak, alabilecek mi? Belli değil. Neredeyse Yunanlıların tamamı gibi ben de yarım maaş alıyorum.
Her gün artan korkunç vergiler ödüyoruz. Belli inançlarımız ideolojimiz olmasa kesin psikiyatriste gitmiştik. Birçok kişi psikolojik tedavi görüyor. 36 yaşında sağlıklı, eğitimli birinin işsiz olması korkunç. Bu da sistemin silahlarından biri. İşsiz bırakılıyorsunuz, beklentilerinizi aşağı çekiyorlar. Ne istiyorsun 40 Avro mu, hayır 15 Avro çok bile sana. Başka şansın olmadığı için kabul ediyorsun.
Aile içinde ne tür tasarruf tedbirleri aldınız
Bugün dört yıl önce yaşadığımız paranın üçte biri ile yaşıyoruz. Tabi ki problem çok büyük. Evim ve arabam için bankadan aldığım krediyi ödeyemez haldeyim. İflas etmiş aileler için çıkarılan kanundan faydalanıyorum ve bankaya kredi borçlarım için çok az ödeme yapıyorum. Bunu söylemekten utanmıyorum. Eşim ile gıdanın da, giyisinin de en ucuzunu alıyoruz. Bir yere gitmek için yol parasın hesaplıyoruz ve çoğu zaman gitmiyoruz.
Hayalleriniz?
Bireysel bir hayalim yok artık. En büyük hayalim bütün toplumların başlarındaki kötü yöneticilerden kurtulup, kendi geleceklerini kendilerinin tayin edebileceği bir siteme kavuşmaları.
VERA TZOUMELEA Grafik tasarımcısı. İki çocuğu var. Boşanmış. Yunan ulusal bankasından emekli. Kadınlara yaşı sorulmaz. Yaşsız insanlardan O da. 17 yıldır tanıyorum. Hep genç, hep umutlu, hep yapacak bir projesi var. Ama ilk kez onu umutsuz değil ama endişeli gördüm.
İlk defa krizi ne zaman hissettin?
Emekli maaşımla, ailemden kalan ve kendi edindiğim mülklerden gelen kiralarla belli bir yaşam standardı oluşturmuş gidiyordum. Bu kiralardan gelen gelirleri hesaplayarak bankadan kredi almıştım. Kızıma kreş açmak için bir inşaata başlamıştık. Kızım kreş öğretmeni. Kendi iş yeri olsun istedim.
Krizle birlikte kiraya verdiğim yerler boşaldı. Emekli maaşım yarıya indi. Aynı anda vergiler korkunç bir şekilde arttı, ek vergiler konuldu. Bu vergiler bir senelik olacaktı, hatta elektrik faturalarının içine kondu ödemezsek elektriğimiz kesilecekti. Birikmiş paramı bitirdim. Banka kredisini ve ağır vergileri ödeyemeyecek duruma geldim. Elimdeki gayrimenkulleri satmak istiyorum fakat alan yok. Anlayacağın Semra tıkanmış vaziyetteyim.
Kriz sana ne öğretti?
Benim insan olarak gördüğüm şey, kriz bahanesi ile bizi birbirimizi düşürmek. İnsana değer veriyorum. Adlete, hakka hukuka değer veriyorum. Bu değerler kayboldu.Biszim yapacağımız şeyin birbirimize destek olmak ve direnmek olduğunu düşünüyorum.insanların neden direnmediğini anlayamıyorum.Bayağı bayağı satılmış yöneticilerin olduğu bir ülkeyiz, ben öyle görüyorum.iktidarını büyük global güçlere satmış bir ülkenin vatandaşı olduğumu düşünüyorum.
Bankada grafik sanatçısı olarak çalışıyordum. Ne zaman ki çocukların üniversiteyi bitirip işe bayladılar anladım ki durumlar hiç iyi değil ve bu zorluklara karşı ne yapabilirim dedim ve sendikaya girdim. Sendikal hareketlerin içersindeyim, direniyoruz.
Gündelik hayatında neleri değiştirdin?
Telefonları kestik, azalttık ve çok dikkatli kullanıyoruz. Üzerime birkaç yıldır giyisi almıyorum. Evimde doğal gaz varken odun sobası kurdum.Odunlar da benim kendi arazimden kesilmiş odunlar.Bahçem de tarım yapmaya başladım. Sebzemi kendim yetiştiriyorum. Tavuklarım var. Sabunumu kendim yapıp eşe dosta dağıtıyorum. Anneannem “ bitkilerin faydalı olması için ondan yaptıklarını hediye etmen lazım” derdi.Ben de dostlara hediye ediyorm, moral oluyor hepimize.
Sinema, tiyatro, felsefe, kitaplar benim hayat damarlarım.Rüyalarım bile değişti. Rüyamda hep aldığım kredi için ipotek ettirdiğim evimin elimden alınışı kabusu ile uyanıyorum.
Ağlıyor Vera. Söyleyecek söz bulamıyorum. Devam ediyor.
Evimde raf raf kitaplarım var.Bir kitap açıp dalıp gidemiyorum. Kafam sürekli bu problemlerle meşgul, çoçuklarımın geleceği ile.Beni en çok yıpratan çocuklarımızın zoraki işlerde çok az paraya çalışıp bana, borçlara destek olmaya çalışmaları.
Devlet memurları yasa gereği kolay kolay işten çıkarılamazdı. Düzenlenen yasalarla binlerce devlet memuru işten çıkarıldı. Kamu kuruluşları küçültüldü, kapatıldı. Her geçen gün ahlaki değerler de iflas ediyor. Herkes canını kurtarmaya bakıyor. Birbiri ile çatışıyor yarışıyor işini kaybetmemek için. İnsani değerler çökünce ki devlet bunu istiyor, bölerek, parçalayarak daha kolay idare ediyorlar, istediklerin yaptırıyorlar. Bunu yanı sıra dayanışma içersinde olan insanlar da var. İmece usulü birbirimize yardım ediyoruz. Elimizdekileri takas yolu ile değiştiriyoruz. Mesela biz bir grup arkadaş bir kooperatif kurduk. Yerli üretim mallarımızı küçük marketimizde satıyor ve yerli ürünleri almaya özen gösteriyoruz. İçimizden işsiz kalmış arkadaşlar, gönüllü olarak bu markette çalışıyorlar. Ama kültür seviyesi düşük insanlar bunu anlamıyor ve önemsemiyor.
Sosyal hayatta neler oldu?
Kamu kanalımız kapatıldı biliyorsun. Ki orası ticari kanallar gibi sadece teleyizyonculuk yapan bir yer değil. Bir eğitim ve kültür merkezi idi aynı zamanda. Müziğin, sinemanın, sanatın her türlüsünün en kaliteli örneklerini yer aldığı, bir halk eğitim merkezi idi ve bu her gün evimize kadar bize iletilirdi kamu kanallarımızla.Muhteşem bir arşivi var. O arşive ne olacak, toplumsal hafızamız koruma altında mı emn değilim. Korkuyrum ki benliğimizi, kimliğimizi kaybediyoruz.
Çevrede görmüşsündür, bu küçük beldede bile 6-7 tane altın alan dükkanlar var.Bir çok insan bileziğin, yüzüğünü, aile yadigarı özel takılarına varana kadar satıyor.Aslında fakirlik tam dibe vurmadı daha.Birikmiş paralar ve altınlar bitince, satılacak ev kalmayınca ya da satıacak kimse bulunamayınca asıl o zaman yokluk ortaya çıkacak.Bunu düşünemiyorum.Çocuklarımızın işilerinin olmamsını kabullenmiyorum.Hepimiz nasıl didindik onları okutmak, meslek sahibi yapmak için.
Peki ya yarın, yarından ne bekliyorsun?
Çoçuklarımıza devr aldığımız dünyadan daha kötü bir dünya bırakan ilk nesiliz biz.
Bana göre büyük bir soygun oldu.Bu paralar ateşe atılıp yakılmadı. Birilerinin cebinde.Politikacılara ve çetelerine hiç güvenmiyorum.Bu insanlarının vicdanlarının nerede olduğunu merak ediyorum.Bu kadar acı bu kadar yokluk çekilirken.
Ben insanlığa inanıyorum. İnsanlık kendi bünyesinden kötü parçaları atacak. Geriye küçücük bir parça kalsa bile bu küçücük temiz parçaya hürmeten yeni bir yaşam başlayacak. Bütün dileğim bu değişimi çocuklarımın görmesi, çocuklarımızın özgür bir dünyada sevişmeleri, çalışmaları, şarkı söylemeleri ve diğer toplumlarla el sıkışmaları.
Petros Koçis 63 yaşında, evli. 4 çocuk 6 torun sahibi.emekli inşaat işçisi.
Krizden önce nasıl bir hayatın vardı?
Eskiden çalışıyorduk, işimiz çoktu. Göçmenleri de yanımıza alıp çalışıyorduk. Ailemizi rahat rahat geçindiriyorduk. Çok iş vardı. Hele inşaat sektöründe işler iyi idi yani. Banka kredileri ile herkes ev almaya başlamıştı. İnşaat sektörü canlıydı. İş boldu yani. Günde 70-100 avro arasında kazanıyordum. Bütün aile geçiniyorduk. Arabamızda vardı, evimiz de.Çocuklarımızı da büyüttük.
Peki kriz nasıl kendini hissettirdi?
Bu kapitalist sistemin krizidir.Bu bir günde olmadı ayak sesleri duyuluyordu.Benim için sürpriz olmadı yani.Herkese söylüyordum ama kimse inanmıyordu.Ama bu kadar ağır sonuçları olacağını tahmin etmiyordum doğrusu?
Neden bekliyordun bu krizi, neydi seni endişelendiren?
Toprağın, evlerin fiyatları gerçek değerlerinden çok yüksekse, borçlanmlar artıyorsa, bankalar size sorup sorgulamadan kolayca borç veriyorsa, hatta size borç verelim diye kapınıza kadar geliyorlarsa, serbest rekabet amansızca büyüyorsa kriz kaçınılmazdı.
Yunanlılar tembel mi?
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra da, İç savaştan sonra da Yunanlılar çok çalıştı. Avrupa Birliği’nin yaptığı istatistiklerde de Yunanlıların diğer AB üyelerniden daha fazla saat çalıştığı ortaya çıktı.Yunanlılar tembel olsaydı kriz sadece biz de olurdu.İtalya, Portekiz, İspanya’da da kriz var.Evet bizde siesta var ama siz toplam çalışma saatine bakın. Günde 8 saat çalışıyorz. Her çoğrafyanın, her toplumun çalışma zamanları farklı olabilir ama biz toplamda 8 saat çalışıyoruz.
Krizden sonra hayat nasıl değişti?
En başta emeklilik maaşım yarıya indi.Çocuklarım ev alabilmek için bankalardan kredi almıştı. Bu borçları şimdi ödeyemiyorlar. Endişeliyiz. “ çocuğum işsiz. Biri askerde. Gelince ne yapacak belli değil.Bir çocuğum da belediye de çalışıyor ama her an tetikte işten atılır mıyım diye.
Yarıya inmiş emeklilik maaşı ile geçinmek imkansız. İnşatlar durdu iş bulmayınca başka yollar aradım.Arkadaşım Vera’nın büyük bir bahçesi var her şeyi tek başına yapamıyor.Bir gün konuşurken ben senin bahçeni ekeyim böylece hem sen hem ben yiyeceğimizi sağlarız dedim. O daz kendi çapında bir şeyler ekiyordu zaten. Sağ olsun bahçesinde bana da yer açtı ve buradan çıkan sebze ve meyve ile ailenin mutfak masrafının büyük bir bölümün karşılıyoruz. Çocuklarıma da veriyorum bu ürünlerden. Yemek içmek mesele değil henüz ama asıl mesele su, elektrik, yol, kredi borçları. Yemk bir şekilde hallediyoruz asıl problem diğer masraflar, vergiler ve borçlar tabi.
En çok neyi özlüyorsun?
Özlediğim şeyler: Hala gücüm yerinde bir işim olsun çalışayım.Çoçuklarımın çalıştığını, borçlarını ödediğini görmek. Düşünün ki biz Avrupa Birliği içinde bu duruma geldik.Çevremede herkes zor ayakta duruyor, geçinemiyor.Halbuki bugünkü imkanlarla toplumları doyurabilecekken, insanların aç kalmalrını , ezilmelerin görmek istemiyorum.Etrafımda mutlu insanlar görmek istiyorum, sürekli kriz ve yokluktan bahseden insanlar görmek istemiyorum. Bizi AB’ye sokanların cezalandırılmasın istiyorum.
Zannediyorum ki Avrupa Birliği toplumlar için değil, patronlar, bankalar tarafından halkları kanunen sömürmek için kuruldu. Almanya’da bile bir çok insan 400 Avro aylıkla çalışıyor, ki Almanya AB’nin başkanı sayılır.
Peki ne yapmak lazım, hayalin ne?
Bana göre Yunanistan derhal AB’den ayrılıp başka ülkelerle işbirliğine girmeli. Dirahmi ya da başka bir para birimine dönmeli. Yani sıfırdan yeniden başlayacağız. AB içinde Yunanistan’ın krizden çıkacağına inanmıyorum. Sonsuza dek borçlu kalır gideriz.
Ben çocukluğumdan beri sokaklarda çalışıyorum ve işçi hakları, insan hakları konusunda mücadele ediyorum.Bu işten en çok zarar gören orta sınıf oldu.
Bütün bunlara rağmen hayalim bu sistem değişsin, bizi ilgilendiren karalar alınırken biz de içinde olalım, katılalım, açık olsun her şey. Bütün bu yaşananların sebebi toplumların kendilerin ilgilendiren karalar alınırken orada olmamaları.
