Aret
Günümüz insanının derdi ne sence neden bir türlü mutlu olmayı başaramıyor?
Çünkü sürekli olarak bir şeyler arıyor ve istediği hayatı yaşamıyor.
Kendinden uzaklaştığı için bir türlü dertleri bitmiyor. Eğer yüreğimizden geçenleri, gerçekten içimizden gelenleri yaşayabilseydik ki bugün pek çok insan ne istediği evliliği yapmış durumda, ne istediği işte çalışabiliyor ne de istediği hayatı yaşıyor. Zaten kendini sorgulamayan, bireyin kendisi olmasına izin vermeyen, toplumlarda yaşayan insanların mutlu son derece olması zor. Kopya hayatlar yaşadığımız için mutsuz insanlar.
Sence insanlar ne istediğini biliyor mu?
Bilmiyor, şunun için bilmiyor: Çocukluğumuzdan beri ne istediğine yoğunlaştırılmıyor. Sürekli olarak etrafımızdakilerin istediği hayatı yaşatmaya çalışıyoruz veya inşa etmeye çalışıyoruz. Ailemizin istediği okulu okumaya çalışıyoruz, belli bir yaşa geldin mi evlenmen gerekiyor, normal bir akışta bir şablonun içinde yaşamaya çalışıyoruz. Çok korkuyoruz farklı olmaktan. İsteyen de yaşayacak cesareti bulamıyor. Farkına varsa bile en büyük mutsuzluğu o getiriyor. Buda’nın da bir lafı vardır: Üçgen kurar ve der ki en üste bilgeler var, en altta cahiller ortada da ortada kalanlar var. Ne bilge ne cahil.. En üstte ve en alttakiler mutludur der. En alttakiler farkında değil, bilge zaten aşmış, ortadakiler farkında ama ne yapacağını bilmiyor. Aslında içinde yaşadığı matrisin farkında ama çıkışı bulamıyor, bulamadığı için de o ciddi anlamda yorucu bir şey.

E peki senin derdin ne? Niye böyle bir işe giriştin?
Güzel bir soru. Ben de bunu çok soruyorum kendime. Çocukluk yaşlarımdan beri ben de soruyorum kendime niye yaşıyorum, nereye gidiyorum.
Etken olan ben de doğduğum aile ortamı ve çevre. Ben beş yaşından beri şunu duyuyorum: Bizim oğlumuz en doğrusunu bilir. Kimse benim hayatıma müdahale etmedi, şunu yap bunu yap demedi. Ama bana bir çocuğa verilecek en önemli şeyi verdiler. Neydi o: sevgi ortamı, güven ortamı. Ben de bunların üzerinden yürüdüm. Mesleği dönmesi aslında bu mesleğe dönecek bir şey değil. Ama geçimimi bundan sağlar hale geldim. Mesleğe dönmüş gibi algılanıyor. Yazma kısmı asıl benim için lokomotif olan taraf ve kendimi bildim bileli, yazıyorum. Kendimi yazarak ifade ettiğimi çocuk yaşta ifade ettim. Yaşam Atölyesi ise bir anda insanlara Kişisel Dönüşüm Danışmanlığı, şimdi unvana çevirdiğimiz yolculuk ise ilk başta ben bunu çok sordum kendime: İnsanlara dokunmak ve dürtmek için mi mi istiyorum yoksa insanların bana tapınmasını sağlayıp kendi egomu ve açlığımı mı gidereceğim diye. Üç ay böyle bir kapattım kendimi. Şöyle bir baktım insanlara dokunduğum zaman, gülümsettiğim zaman gülümsüyorum. İlk kitabımın arkasına kapağa da koydum hatta burada Yaşamın hesap defterini kapatıp izlemek yerine yaşamaya başladığın an neleri hissedeceğini hissetmek Benim varoluşumun ta kendisi. Ve benim başka bir yolumun olmadığını gördüm. Son nefesime kadar facebook terimizyle ben insanları poke etmek için, dürtmek için yaşıyorum.
Sana mesleğini sorduklarında ne diyorsun?
Yazarım diyorum. Ama Kişisel Dönüşüm Danışmanlığı tamamn profesyonelliği kullanarak ortaya koyuyorsun yoksa yaptığım işe bir isim bulmak zorunda değilim. Toplumun içersinde sistemin içersinde bir iim koymak zorundayım kaldı ki, şimidi eğitmenlerin eğitimini de verdiğim için onlara bir şey vermem lazım, kişisel dönüşüm danışmanlığı oradan çıktı. Ben ilk bu kavramı kullandığımda dalga geçiyorlardı ne bu kombi mi, neyi dönüştürüyor diye. Şimdi googla girdip kişisel dönüşüm yazdığınızda bir dolu sayfa çıkıyor artık.
Sana nefret ettiğim bir soru soracağım.
Sor
Nerelisin? Kimlerdensin?
İstanbulluyum. Yedi göbek İstanbulluyum. Anneannemin annesinin annesinine kadar gidiyorsun. Dedemin dedesinin dedesi Fatih Sultan Mehmet’in sarayda çalışan fertlerine kadar gidiyor.
Mesela ben bana bu sorunun sorulmasından hoşlanmıyorum? Çok gerekmedikçe, cidden yeri gelmedikçe ben de sormuyorum.
Ben takside sorulduğu zaman rahatsız oluyorum. Abi memeleket nere? Abiişte İstanbul’da yaşıyoruz işte. Türkiye memleket, şehir de İstanbul. Hala memeleket nere? Onun için de İstanbul’a hep böyle Yosma muammelesi yapılıyor. Üstündeyiz kullanalım, nasılsa memlekete döneceğiz gibi.
Ben ilkokuldayken öğretmenimiz hatta ortaokuldayken de bazı öğretmenlerimiz hepimizi sırayla kaldırıp: Nerelisiniz? Babanız ne iş yapıyor? Anneniz çalışıyor mu diye sormuştu. Hatta İstanbulluym diyenlere baban nereli diye ısrarla sorarlardı. Ben bu durumdan hep çok rahatsız olmuştum. Çocuktum tam olarak neden rahatsız olduğumu bilmiyordum ama oluyordum. Bugün biliyorum neden rahatsız olduğumu. Çünkü verdiğin cevaplara göre etiketlenip bir kutuya konuyorsun. O yüzden ben hiç sevmem nerelisin, kimlerdensin, baban ne iş yapıyor, kocan ne ,iş yuapıyor, sen ne iş yapıyorsun, inancın ne, etnik kökenin ne? Sorularını. Çünkü her biri ayrı bir kutunun içine hapsediyor seni. Halbu ki ben kişiliğimle, karakterimle, zihnimle, duygularımla varım. Önce ben olarak algılanmak sonra çok merak edilirse busorulara cevap vermek istiyorum.
Neyyse. Her ne ise.
semra güzel korver
fotoğraf: nagehan ceylanlar
