İçereği Atla

Hadeel Ghassan

“toplum otoriteyi erkeğe vermiş”fatma: “siyahtan nefret ediyorum”
10 Mayıs 2026 yazan
semra

Hadeel Ghassan. 20 yaşında. Filistin kökenli. Ürdün doğumlu. Doha Üniversitesi’nde Medya ve Sinema öğrencisi. 5 yaşından beri ailesi ile birlikte Katar’da yaşıyor. Hem annesi hem babası Arapça öğretmeni.

Fatma Ali Aisalabi. 20 yaşında. Sudan doğumlu. Babası Libyalı, annesi Irak ve Suudi melezi.  Aynı üniversiteside biyoteknoloji eğitimi alıyor. Babası tarih-politika yazarı, annesi din öğretmeni. 9 yaşından beri ailesi ile Katar’da yaşıyor.

Hadeel ve Fatma iyi iki arkadaş. 10. Al Jazeera Film Festivali’nin gönüllüleri. Her hangi bir aksaklıkta veya talepte hemen orada oluveriyorlar. Zehir gibiler maaşallah. Onları tanıdığım, duygu ve düşüncelerini benimle bu denli samimi paylaştıkları için kendimi şanslı ve özel hissediyorum. 

Batılı hemcinsleriniz hakkında ne düşünüyorsunuz ? 

Fatma: Kendi özgürlüklerini kazanmak  için çok mücadele etmişler. Çok yol kat etmişler, çok önemli kazanımlar elde etmişler ancak bugün de kendi kendilerini hapseden başka bir noktaya gelmişler bana göre. Modayı takip etmek, her daim güzel olmak, seksi olmak, iş dünyasındaki acımasız rekabetin parçası olmak zorundalar. Başkalarının yani erkek egemen dünyanın istediği gibi olmak zorundalar. Biraz sanki çok fazla pazarlama tekniklerine göre yönlendiriliyorlar. Marketin, iş dünyasının, endüstrinin bir objesi olmuşlar. Bazı batı ülkelerinde aynı işi yapan kadınlar erkeklerden daha az maaş alıyorlar mesela. Orada da erkekler kontrol ediyor kadınları. Sadece konu, gündem farklı ama içerik aynı bence. Özgürlük maskesi ya da makyajı altında kadın yine kullanılıyor, yine sömürülüyor.

Hadeel: Oradaki kadınlar bizden daha özgürler.Kendi hayatlarının otoritesi kendi ellerinde. Üzerlerinde onlar adına karar veren bir otorite yok. Mesela buralarda bir kadına tecavüz bile edilse toplum kadını suçluyor. Erkek hep kurban. Suç ve ceza mekanizması kadının aleyhine işliyor. Batı’da öyle değil. Buralarda genellikle erkekler pek sorumluluk almıyor, kadının hatası denilip geçiliyor.

Ya Batılı hemcinsleriniz Arap kadınları hakkında sizce ne düşünüyor?

Hadeel: Eğer açık fikirli, özgür düşünceli, ciddi filmler izleyen, araştıran kişiler ise Arap kadınlarının gerçek imajını anlayabiliyor, okuyabiliyorlar.Yani Arap kadınlarının özel bir kültürü olduğunu. Ama sadece medyadaki basit haberlerin izleyenleri, cahil kimselerse, Arap kadınlarının çölde, çadırda yaşadığını, hiç bir şey bilmediğini, dünyadan, medeniyetten bi haber olduğunu düşünüyorlar. Ben onların filmlerini izlerken anlıyorum Arap kadınları hakkında ne düşündüklerini. Yüzyıllar öncesinde yaşadığımızı sanıyorlar. Halbu ki modern hayatın nimetlerini, son teknolojiyi belki de onlardan önce kullanıyoruz.

Hep birlikte gülüyoruz.

Fatma: Onlar bizim zayıf olduğumuzu, kendi haklarımız için savaşmadığımızı, pasif olduğumuzu düşünüyorlar. Kolay olanı seçtiğimizi düşünüyorlar. Biz de diğer kadınlar gibiyiz. Meslek sahibi olup çalışabiliyoruz. Eğitim alabiliyoruz. Seçme ve seçilme hakkına sahibiz. Ancak her toplumu kendi döngüsü içinde değerlendirmek lazım.

Peki siz ne düşünüyorsunuz Arap kadınları hakkında?

Hadeel: Arap kadınları çok verici ama toplumda yeterince şans verilmiyor. Eğer kadın başarı sağlarsa kutusundan çıkacağı ve artık kontrol edilemeyeceği düşünülüyor. Şayet kötü, yanlış bir şey yaparsa ailesinin soyadını kirlettiği, ailesini küçük düşürdüğü söyleniyor. Oysa ben her şeyden önce kendimim, bir insanım, bireyim, kendimi temsil ediyorum. Mesela ben yönetmen olmak istiyorum. Yönetmen olunca da oraya buraya gideceğim, geç saatlere kadar çalışmam gerekecek. Bizimkiler kabul etmiyor, kendileri gibi öğretmen olmamı istiyorlar. Bir keresinde facebooka fotoğrafımı koymuştum ailem çok kızdı niye koydum diye. Hiç umursmadım, fotoğrafımı silmedim, ne düşünüyorsam yazdım facebookta. Biraz dik başlıyım ailemle çatışıyorum çoğunlukla.

Fatma: Arap kadınları olarak haklarımızı almak için savaşmamız gerekiyor. Kesinlikle bunun yolu ilk etapta eğitim almaktan, okumaktan geçiyor. Arap kadınları da kültürde sanatta, bilimde, ekonomide, siyasette bir şekilde yer alıyorlar. Dünya çapında isimler var az da olsa. Hatta açık fikirli aileler kızlarını yurt dışına eğitime gönderiyor. Burada gelenekler en büyük otorite. Görüyor ki kızı burada rahatsız olacak, geleneklerin baskısı altında ezilecek, olabildiğince Arap dünyasından öteye gönderiyor. Büyük resimde Arap dünyasında çoğunlukla siyah giyimli kadınlar görürsünüz. Siyah bizi görünmez kılıyor. Renkli giyersek daha çekici görüneceğimizi düşünüyor erkek hegemonyası. Siyah ölümün rengi. Siyahtan nefret ediyorum, siyah giymekten nefret ediyorum.

Kadın kadının düşmanı sanki buralarda. Eziyet gören, erkekler tarafından sömürülen kadınlar anne olunca aynı şeyleri kendi kızlarına yapıyorlar çoğunlukla.

Mesela ben İngiltere ya da Filandiya’ya gitmek istedim üniversite eğitimim için ama ailem izin vermedi. Biz seni merak ederiz, özleriz ya başıma kötü bir şey gelirse, kız başına ne yaparsın oralarda… falan filan işte. Başıma kötü bir şey gelecekse zaten burada da gelir. Yine mesela annem şimdi araba kullanıyor. Ben de istedim kullanmak. “Sen evlenince kullanırsın” dedi. Yani…İşte böyle…

Hadeel kaç yaşından beri başörtüsü takıyorsun?

Hadeel: 14 yaşından beri başörtüsü takıyorum. Doğrusu içim istemedi takmak. Bazı konularda ailemle kavga edebiliyorum ama bu konuda edemedim.  Ama abaya giymemekte ısrar ettim. Bu konuda çatıştım, mücadele ettim. (Abaya:  Siyah uzun ince pardesü). 3 ay annemle konuşmadım ve sonunda başardım yani abaya giymemeyi. Ben kendim de okudum araştırdım İslam bu konuda ne diyor diye. Bu İslamın şartı değil ki. Olmazsa olmazı değil ki. Neden her şey bir kenara bırakılıp İslamın merkezine kadının baş örtüsü, ne giyip giyemeyeceği alınmış ki? Sanki tek mesele buymuş gibi. Rahat bıraksınlar kadınları. Kendileri karar versin nasıl giyineceklerine. Başörtüsü taksam da takmasam da Allah’ın beni seveceğine, sevdiğine inanıyorum. Allah esirgeyen, bağışlayan, koruyan değil mi… Bazen bu toplumdan uzaklara gidip, istediğim gibi yaşamak istiyorum. Buradaki insanları seviyorum ama burada toplum nasıl istiyorsa sen öyle olmalısın. Onlar seçiyor senin  nasıl bir kadın olman gerektiğini, ne yapman gerektiğini. Geçen gün arkadaşlarıma bir hayalimi anlatıyordum.

Neydi hayalin?

Hadeel: Saçlarımın rüzgarda uçuştuğunu hayal ediyordum. Bir deniz kenarında kumsalda yürüyorum, saçlarım rüzgarda uçuşuyor, yüzüme değiyor… Bir gün yapacağım bunu.

Fatma: Evde, bahçenizde yapabilirsin. Bu o kadar ulaşılmaz bir hayal değil ki. Ben bahçemizde açıyorum, rüzgarda uçuşuyor da.

Hadeel: Evet ama ben herkese açık bir yerde sahil de rahatça yaşamak istiyorum bu duyguyu. Bir gün mutlaka bu hayalimi gerçekleştireceğim.

Biliyor musun Semra benden 16 yaş büyük bir adamla çıkıyorum. Benimle evlenmek istiyor ama onun annesi beni istemiyor. Benim annem de onu istemiyor.

Neden istemiyorlar?

Hadeel: Onun annesi beni yeterince güzel bulmuyor. Benim annem de istemiyor. İşte ailesini beğenmiyor, yaşlı buluyor.

Peki sen gerçekten istediğine emin misin bu adamla evlenmeyi?

Hadeel: Bilmiyorum Semra. Bazen onu babam gibi hissediyorum. Çünkü babam bana hiç böyle ilgi göstermedi.

Ve Hadeel ağlamaya başlıyor. Ne yapacağımı şaşırıyorum. Kalemi kağıdı atıp ona sımsıkı sarılıyorum.

“Sen çok güzelsin, gönlün de güzel, akılın da. Hayallerinin peşinden koş, okuluna devam et, yönetmen olacaksın, ne güzel filmler çekeceksin” diyebiliyorum sadece. Yüreğim burkuluyor. Boğazım düğümleniyor, söyleşiye devam edemiyoruz. Ertesi gün için sözleşiyoruz. Fatma Hadeel’i alıp gidiyor. Ben de oteldeki odama çıkıp, balkonumdan Doha’yı izliyor, derinlere dalıyorummm… Ne güzel kızlar, ne yürekli kızlar, ne akıllılar, ne zekiler, ne duygu yüklüler… Anlatıkları ise sadece bu topraklara, bu topluma ait meseleler de değil. İnsanlığa ait, dünyaya ait sorunlar… Hepimizin cevap araması, çözüm bulması gereken sorunlar… ama onlar ötelerde, başka diyarlarda hiç böyle sorunlar yok sanıyorlar. Oysa ki her ötede başka bir öte, her başka da başka bir başka var oluyor.  Sorunlar, sorunlar, sorunlar…

Ertesi gün sözleştiğimiz saatte otelin bahçesinde buluşuyoruz. Hadeel daha iyi görünüyor.

Fatma sen ne zaman başörtü takmaya ve abaya giymeye başladın?

Fatma: 8 yaşında başörtüsü taktım. 9 yaşında abaya giydim. Ben sadece özgür olmak istiyorum seçimlerimde. Baş örtüsü ve abaya benim için problem değil. Baş örtüsüne inanıyorum. Ama asla bütün Müslüman kadınlar başörtüsü takmalı demem. Kadınlar kendi seçmeli, karar vermeli ne giyeceğine. Kadınlar üzerinden bir nefret söylemine, ötekileştirmeye dönüşmemeli bu örtünme meselesi. Kadınların kendi iradeleri ile verdikleri bir karar olmalı. Eğer serbet olsam yine başörtüsü takarım ama bazen abaya giyerim, bazen giymem. En azından baş örtümün ve abayamın rengini kendim belirlemek isterim. Daha renkli giyinmek isterim. Ama hayır olmaz. İlle de siyah. Nefret ediyorum siyahtan. Oysa ki ne fark eder başka renkler de kullansam?

Ben Doha sokaklarında, alış-veriş merkezlerinde farklı farklı giyim tarzları olan Arap kadınları gördüm Fatma. Sadece ekspatlar değil, az da olsa başı açık Arap kadınları da gördüm. Başı açık, başörtülü, abayalı, abayasız, peçeli, peçesiz. Bir zorlama yok, herkes dilediği gibi giyinebiliyor sanki. Kimse kimseye bakmıyor, ilgilenmiyor, özellikle açık kadınlara dönüp bakan erkekler ben görmedim.

Fatma: Evet Katar’da yasalarla getirilmiş bir zorlama yok. İran veya Arabistan gibi değil. Toplumsal ve geleneksel normlar öyle baskın ki, bazen aileniz ya da siz istemeseniz bile, akrabalar ne der, konu komşu ne der diye yapıyorsunuz. Kendiniz için değil başkalarının yorum ve sözleri için yaşıyorsunuz.

Aslında ben iki yıl öncesine kadar 6 yıl peçe taktım. Arabistan’a gitmiştik, annemin ailesi beni peçesiz gördü ve yadırgadı. Bunun üzerine annem baskı yaptı takmam için, ben ise ısrarla ret ettim. Babam “sadece burada tak dönünce çıkarırsın” dedi. Ben de “söz mü” dedim, “söz” dedi ve ikna oldum, taktım . Ne yazık ki döndüğümde babam sözünde durmadı. Günlerce babamla konuşmadım, günlerce ağladım o kadar üzüldüm ki. Babama “sözünü neden tutmuyorsun dediğimde?” bana cevap vermiyordu. Neyyse. Böylece yıllar geçti.

Üniversiteye başladığımda artık dayanılmaz olmuştu benim için. Ben de başladım İslam hakkında daha çok okumaya, araştırmaya, farklı farklı yorumları özellikle inceledim. Bir gün babamın karşısına geçip “işte bak bu kitapta bu yazıyor, şu alim şunu diyor bu alim bunu diyor” dedim. Babam da “haklısın artık çıkar şu peçeyi” dedi ve sözünü tutamadığı için de özür diledi. Biliyor babam haklı olduğumu ta baştan beri ama ağır toplumsal geleneklerin karşısında O da çok fazla karşı duramıyor.

Annem peçemi çıkarmamdan hiç hoşlanmadı, “peçe takmazsan bir daha seninle sokağa çıkmam” dedi ama çıkıyor. Bir de annem diyor ki:”Eğer ben peçemi çıkarırsam kendimi çıplak hissederim.” Tabii ki hisseder çünkü peçesiz her şeyi daha net ve daha geniş açıdan görüyor.

Kızlar kahkayı basıyor bu söz üzerine.

Hadeel sen evlilik konusunda ne düşünüyorsun, sözünü ettiğin adamla evlenecek misin? Ailen seni istemediğin biri ile evlendirir diye korkuyor musun?

Hadeel: Yok istemediğim biri ile evlendiremezler, buna asla izin vermem, zaten yapmazlar da. Bu arkadaşımla iki yıldır çıkıyorum. Bana iyi geliyor onu görmek, onunla konuşmak.

Evlenince de böyle devam edeceğini düşünüyor musun? Okulun ne olacak?

Hadeel: Okula devam etmemi, yönetmen olmamı, çalışmamı istemiyor. Hatta abaya giymemi istiyor.

Fatma: Eğer seni gerçekten sevse olduğun gibi kabul ederdi. Hayallerine, isteklerine saygı duyardı. Öyle değil mi Semra?

Eğer evlenirsen okulu bırakacaksın, bir sene içinde de hamile kalıp anne olma olasılığın çok yüksek. Sanırım bir seçim yapmak zorundasın okulun ve hayallerin ya da erkek arkadaşın ve evlilik.

Hadeel: Bilmiyorum. Ama hayallerimi gerçekleştirmek istiyorum Semra. Yönetmen olmak istiyorum. Çalışmak istiyorum. Özgür olmak istiyorum.

Bu arada Hadeel ne demek?

Hadeel: Güvercin sesi demek.

Ne güzel bir anlamı varmış.

Hadeel: Evet Arap isimlerinin mutlaka bir anlamı vardır. Anlamsız isim yoktur bizde.

 

Fatma ya sen ne düşünüyorsun evlilik konusunda?

Fatma: Şu anda bir erkek arkadaşım yok. Öncelikle okulumu düşünüyorum. Ailem beni asla zorla evlendirmez böyle bir korkum yok. Ablamı istemeye geldiklerinde önce ablama sormuştu babam “kızım istiyor musun?” diye. Bakmayın siz, benim babam okuyan yazan, aydınlık bir insan ama geleneklerin otoritesi ve başkalarının ne söyleyeceği, akrabaların hakkımızda ne düşüneceği, duygusu o kadar güçlü bir şekilde hakim ki hayatımız da…Örneğin eskiden 22.00’dan önce mutlaka evde olmalıydım. Ama şimdi daha geç saatlere kadar  dışarıda kalabiliyorum. Doha güvenli bir şehir bunun da etkisi var ama adım adım bazı kazanımlar elde ediyorsun.

Hadeel: Toplum otoriteyi erkeğe vermiş. Her şey erkekler için kolay ve iyi bu coğrafyalarda. Misal benim abim var. Annem eğer bir meyve, yemek, özel bir şey varsa önce abime veriyor. Çünkü o erkek. Sanki oğlu Tanrı. Bu beni çok incitiyor. Ben de korkuyorum bunu kendi oğluma yapmaktan. Sanırım yapmam. Annem yaptığı zaman beni üzüyor. Yok yok eminim yapmam. Bir şey seni üzerse, acıtırsa öğrenirsin ve sen aynısını yapmazsın başkasına.

Sizce geleneklerin baskısının bu kadar ağır olmasının sebebi ne?

Hadeel:  Annem babam küçük yaşta savaş yüzünden kendi memleketlerinden kaçıp Ürdün’e gitmek zorunda kaldılar. Orada bir hayat kurmaya çalıştılar, sonra daha iyi iş imkanları nedeniyle Katar’a geldiler. Onlar böyle büyüdüler.Batıdan nefret etmelisin. Kapalılar pek çok şeye. Tarihi, politikayı yazanlar hep erkekler. Dini yorumlayanlar hep erkekler. Kuran’ı da politikaya ve geleneklere göre yorumluyorlar. İktidarı kaybetmek istemiyorlar.

Fatma: Yeterince araştırılıp, çeşitli kaynaklardan öğrenilmiyor tarih, politika, İslam, geleneklerin kökeni. Eğitimin az olursa, düşünce yapın gelişmez ve kim ne anlatırsa ona inanırsın. İnsanlar birbirlerinden korkuyor aman dedikodu olur, laf olur, söz olur diye. Ama çoğunlukla herkes dışarıda yapacağını yapıyor. Yeter ki kimse duymasın, bilmesin. Bakma bu kadar şikayet ettiğimize eğitimi önemseyenlerin sayısı her geçen gün artıyor ve eğitime önemli yatırımlar yapılıyor. Bu umut verici. Üniversitelerde pek çok bölümde kız öğrenci sayısı erkeklerden daha çok. Kadınlar haklarını ararsa, eğitimlerini yarım bırakmazsa, erken evlenmezse, farklı düşünceleri görüp öğrenirse, erkek çocuklarını farklı yetiştirirse, geleneklerin baskısı da o kadar azalır. Bunun için kadınlar olarak mücadele etmemiz şart. Zaten Katar’da okullarda kızlar daha başarılı. Kadınlar daha heyecanlı, hayalleri, hedefleri var.

Mesela ben İstanbul’daki kadınları çok güçlü ve sağlıklı buldum.

İstanbul’a geldin mi?

Evet ailece geldik. Babamı razı ettik ablamla ve  iki kız tek başımıza taksiyle İstanbul’u gezdik. İstediğimiz yerde indik, istediğimiz yerde bindik. Çok rahattık. Güvenli bir şehir.

Nasıl buldun İstanbul’u?

Çok güzel bir şehir. Çok sağlıklı buldum. Şöyle ki, farklı farklı yaşam tarzları gördüm. Farklı farklı giyinen kadınlar gördüm. Benim gibi, senin gibi, Hadeel gibi, farklı farklı giyim şekilleri olanlar… Kimse kimseye karışmıyor. Herkes istediği gibi, kendi seçimine göre yaşama hakkına sahip. Bu da çok güzel. Burada da böyle bir toplumsal yapı olsun isterim, İstanbul gibi olsun.

Hadeel: Ben İstanbul’a hiç gitmedim ama çok merak ediyorum. Fatma o kadar çok anlatıyor ki. Televizyonda falanda görüyorum ama insanın kendi gözleri ile görmesi başka.

İkinizi de bekliyorum gelin benim misafirim olun.

Fatma-Hadeel: İnşallah. Ama sen de ne olur tekrar Doha’ya gel.

Hayat! Belli mi olur? Belki Doha’da, belki İstanbul’da, belki başka bir yerde buluşuruz yine.

Hadeel: İletişimi koparmayacağız, yazışacağız, haberleşeceğiz ?

Elbette. İletişim teknolojilerinin nimetlerinden faydalanacağız. Ama ben biliyorum, hissediyorum biriniz yönetmen, biriniz bilim kadını olarak bir gün mutlaka karşıma çıkacaksınız.

Fatma-Hadeel: İnşallah. Amin.

Fatma: Bu akşamki festivalin kapanış galasında ne giyeceksin?

Siyah bir pantolon-tunik takımım var onu giyeceğim.

Fatma: Neden siyah, renkli bir şeyler giy lütfen.

Ne yazık ki yanımda hem renkli hem de bu geceye uygun bir kıyafetim yok. Maalesef siyah olacak.

Otelin kuaförünü soruyorum kızlara.

Hadeel: Lütfen sakın saçını yaptırma, böyle çok güzel. Mahf ederler saçını, böyle doğal bırak.

Ama ödül vereceğiz, onur plaketi alacağız, sahnede olacağız jüri olarak. Saçım başım düzgün olsun istiyorum.

Hadeel: Lütfen böyle bırak, bozma, inan ki böyle daha düzgün, daha güzel.

Peki Hadeel tamam senin istediğin gibi yapacağım saçlarımı. Fatma üzgünüm senin için de renkli giyinmek isterdim ama…

Gülüyoruz hep beraber. Galadan sonra poz poz fotoğraflar çektiriyoruz, sımsıkı sarılıyoruz…

semra güzel korver

fotoğraf: Mohsen Jaafar


semra 10 Mayıs 2026
Bu gönderiyi paylaş
Etiketler
Arşivle
Borislav Hlozan
“balkanlaştırıldık…”