İçereği Atla

Kenize Murad

10 Mayıs 2026 yazan
semra

Şimdi nasıl hissediyorsun Türkiye’ye geldiğinde?

Şimdi her şey daha farklı.Her şey benim için biraz daha normal. Eleştirel gözle de bakabiliyorum buraya.Daha önce hiç eleştirel bakışım yoktu. Kendimi Türk hissediyoum ancak bu benim eleştiri yapmama engel değil. Türkçe konuşamadığım için bazı insanlar benim eleştiri yapmaya hakkım olmadığını düşünüyor. Türkler eleştiri konusunda çok hasas. Belkide dünyada ki en hasasa insanlar.Eleştiriye açık değillr.

Fransa’da Avrupa’da pozitif eleştiri denir. Ben birinini benim eksiklerimi, yanlışlarımı uygun bir dillesöylemesinden rahatsız olmama. Bilakis bundan hoşlanıım. Kendimi geliştirmem, dönüştürmeime için buna ihtiyacım var. Siz karşınızdakinini eleştirinizi olgunlukla ve iyi niyetle karşılayacağına güvenirseniz eleştiri yapabiliyorsunuz. Bu da çok nadir olabiliyor maalesef.Genel olarak Türkiye toplumunda bir eleştiri kültürü olmadığını söyleyebilirim.

Evet. Bir medeni, insani eleştiri kültürümüz yok. entelektüel dediğimiz bilim, sanat, kültür camiasında da genel anlamda böyle Fazala duygusalız ve üstüne bir de gururuluyuz. Eleştiriyi gururu meselesi yapıyoruz. Bunun bir de öteki boyutu var Kenize. Uygarca eleştiri yapmayı da bilmiyoruz. Ama hayat öğretiyor. Öğrenmek zorundayız.

Gurur meselesi. Bilmemki. Belki de son yüzyılda Türkiye yabancılarla çok savaştı, çok çatıştı.Haritalar değişti. Pek çok farklı ve yabancı unsur bu coğrafyadan ayrıldı.3 kıtada, 700 yıl süren bir imparatorlukta yaşadılar.Türkler çok fazla yabancı dil killanmak, öğrenmek zorunda değildi. Çünkü 700 yıl boyunca hakim olan oydu. Sadece bazı Türkler, entellektüel boyutta dil öğrendiler.Üç kıtaya yayılmışken kimsenin beklmediği bir şekilde küçük bir ülke oldu Türkiye. İşçi olarak Avrupa'ya gitmek zorunda kaldı. Bilmiyorum belki Türkçe konuşsaydım beni ve eleştirilerimi daha kolay kabullenirlerdi.Türkçe konuşamadığım için beni tam anlamıyla Türk kabul etmiyorlar.

Kenize burada seni seven dostların ve kitaplarını okuyan bir okuyucu kitlen var. Tarihi ve genetik bağların var. Evet Türkçe konuşsan belki bazı şeyler daha kolay olabilirdi ama ..

Türkiye son 30 yılda çok değişti.Hatırlıyorum 30 yıl önce gediğimde insanlar çok sakin ve kibardı.Fransa'da mesela gençler çok bağıra çağıra oturur kafelerde. Türk gençler böyle değildi.Yine 30 yıl önce bir tekneye, vapura binip adalara gitmek istediğinizde kimse sizi itmiyordu. ite kalka önünüze geçmiyordu. Ama şimdi aynı zerafeti göremiyorum. İstanbulu'un manzarası çok değişti. Geçen sene Haliç'ten geçerken ağladım.Yeni yapılan köprü tarihi yarım adanın o güzelim sliüetini bozmuş. Bütün güzellikleri kapatmış. Bu şuç bence. Paris'te bunu yapamazsınız. Tarihi dokuya saygı var.Sadece bir kötü örneği var Paris'in bu konuda. Maalesef burada bana öyle geliyorki rüşvet ileistdiğinizi yapabiliyorsunuz. Evet her dönemde, dünyanın her yerinde rüşvet var ama burada bu kadar yüksek oranda olması çok üzücü. Böylesi güzel ve özel bir ülkede rüşvetin bu denli olmasına çok üzülüyorum....

Kendini bir kimlik olarak nasıl ifadeedersin? Hem kültürel, hem sosyal hem hukuki anlamda?

Hepsinden bir parça, hepsinin arasında hissediyorum.Her şeyden önce insan olmaya çalışıyorum bu benim için önemli. Müslümanım. Türkiye'nin çok güzel özellikleri var. Hindistan'ın Pakistan'ın çok güzel özellikleri var. Biliyorsun baba tarafımın bir bölümü Pakistan'da bir bölümü Hindistan'da.Kendimi Fransız hissetmiyorum ama orada büyüdüm. Eğitim aldım. Fransa'da yaşamak benim için kolay.İnsanların eaksiyonlarını biliyorum. Sistemi biliyorum. Hundi Hinoistan bana yabancı mesela, kast sisitemi, kültürel yapısı vs. Ama Müslüman Hinidistan'da kendimi evimde hissediyorum, insanlar çok yakın...

Kış aylarında genelde Hindistan ve Pakistanda oluyorum. Temmuz Ağustos aylarında ise Paris'te. Diğer aylarda da İstanbul ve Bodrum'da oluyorum. Şimdi Bodrum'dan Çeşme Ildır'a taşındım. Bodrum'da çok güzeldi Ildır'da harika bir yer. İşte böyle farklı farklı yerlerde bir yılı mı geçiriyorum.

Çok güzel, çok şanlısın Kenize. Farklı farklı coğrafyalarda kitaplaını da yazmış oluyorsun böylece.

Gülüyor. Evet şanslıyım galiba.

Sen uzun yıllar ortadoğuda savaş muhabirliği yaptın? O bölgelerde dolaştın, sık sık ziyaret ettin. Bugün Ortadoğunun durumunu nasıl değerlendiriyorsun?

Ortadoğu'nun 50 yıl önceki haritası ile yakın gelecekteki haritası aynı olmayacak. Balkanlar'da olduğu gibi ortadoğu ülkelerini de küçük parçalara bölünmüş devletler olarak göreceğiz. Irak 3, Yemen 2, Suriye 2- veya 3 parçaya bölünmüş olacak. Etnik ve mezhepsel olarak parçalanmış bir ortadoğu.İsril'de bu coğrafyanın kralı olacak.Batı güçlü bir ortadoğu istemiyor.Umarım Türkiye asla bu ateşin içine çekilmez. Açıkçası bundan çok endişe duyuyuorum. Türkiye'nin etrafında uyuyuan tehlikelerin olmamasını diliyorum.

Çeşitli platformlarad Arap insanlarla tanıştım. Onlar için Türkiye bir umut. Modern bir İslam ülkesi. Bunun bir hayal kırıklığına dönüşmemesini umuyorum. Türkiye çok dikkatli olmalı etrafındaki ateş çemberi ve uyuyuan tehlikeler için.

Mustafa Kemal Atatürk için ne düşünüyorsun?

O Türkiye yi kurtardı müteşekkirim ona. Bütün Osmanlı Ailesi teşekkürü bir borç biliyor ülkemizi kurtardığı için. Muhteşem bir kumandan. Savaştan sonra otoriteyi eline alarak pek çok şey yaptı. Evet aksi takdirde bunları yapmak belki de mümükün olmazdı. O Türkiye'nin babası idi. O otorite idi. Türkiye patriyal bir toplum oldu. Demokrasi kültürünün yerleşmesi için bir şeyler yamadı.

Özellikle devlet okullarındaki eğitim sitemini görünce çok şaşırıyorum. Çocuklara çok fazlatartışma, soru sorma, fikirlerini beyan etme şansı tanımıyor. Öğretmenler ne söylerse, ne anlatırsa tartışmasız kabul etmesi bekleniyor. Hiç tolerans yok gibi. Sadece siyah-beyaz var. Tarkışma imkanı yok. Bunlar siyah, bunlar beyaz o kadar. Türkiye'de gri yok. Halbu ki gri ve grinin tonları çok önemli.No nüans. Bunu sözlükte de görebiliriz. Fransızca'da beş kelime var nüans için. Beş nüans far yani. Ama Türkçe de sadece bir kelime var. Mesela harfler değiştirildi. Böyle daldan dala atlıyorum ama...

Yoo istediğin gibi anlatabilirsin. Doğaçlama bir sohbet bu. Ben aklıma geleni soruyorum sen de düşündüğün, hissettiğin gibi konuş lütfen.

Ne diyordum. Harfler değiştirildi, Arapça ve Farsça kelimeler dilden çıkarıldı. Ama bu entellektüllerin dili idi. Bu felsefe dili idi. Türkçeden çıkarılınca büyük bir boşluk doğdu. Teknik olarak harfler bulundu ama entellektüel önermeler bulunamadı. Çok iyi bilmiyorum ama sanıyorum Türkçe nüans açısından fakir bir dil. Bu da çok ciddi bir mesele. Eğer bir dilin nüansı zayıf ise, senin düşünce biçimin zayıf ve nüansız demektir. Çünkü biz kelimelerle düşünürüz. Eğer nüans yoksa toleransa açılan kapınız da olamaz. Tolerans bu ülkede çok saygın.

Ne demek istediğini anlıyorum ama sen de biliyorsun ki, Türkiye batı ile doğu arasında. Bu kompleks yapı toplumda da farklı yansımalar ve çatışmalar yaratıyor.

Türkiye iki dünya arasında bu çok zor bir şey.ama aynı zamanda harika bir özellik ve fırsat. Ancak bu size çok büyük artı ödevler, işler verir, iyi bir sentez yapmanız için. Bu bir entellektüel çalışma gerektirir. Bunun henüz tam anlamıyla yapılmadığını görüyorum. Bir elbise giyiyorsunuz bu batının doğunun değil diyorsunuz. Yarın başka bir elbise giyiyorsunuz bu Doğunun diyorsunuz. Miks yapmıyorsunuz. Bu iki elbiseye de sahip olmak büyük şans. Bir günbu elbise yarın öteki elbise. Sentez yapılmamış, Bu çok önemli bir çalışma ve bu çalışmayı gerçekleştirecek entellektüel bir brikim, çaba ve proje henüz tamamlanmamış.

Burada en çok hoşuna giden ne?

Türk insanı çalışıyor. Fransızlar çok tembel. Devlet onlar için her şeyi yapıyor. En çok enerjisine bayılıyorum buranın. Enteresan bir enerjisi var. Paylaşımcı aktif bir toplum. Fransızlar depresiv, burada sokaktaki insan, halk dürüst, yardım sever.

En çok eğitim sistemine kızıyorum Türkiye’nin. Türkiye halkının eğitime yaklaşımını da garip buluyorum. Moda gibi bir şeey burada eğitim. Halkın büyük çoğunluğu eğitime önem vermiyor. Temel eğitimden bahs ediyorum. Baskıcı, sorgusuz sualsiz söylenenin kabul edilmesi üzerine dayalı bir eğitim olduğunu görüyorum Okulda, ailede, sokakta, iş hayatında büyük bir çoğunlukla böyle. Bu çok üzüzcü tabiii.

Bir şey merak ediyorum. Zaman zaman da olsa kendini hiç Osmanlı Prensesi gibi hissediyor musun?

Gülüyor. Hayır, hiç bir zaman hissetmdim. Büyük büyük dedelerimle gurur duyuyorum. 15 yıl önceydi sanırım Bir kitabımdan dolayı Ankara'ya bir bakanlığın davetine davetli olarak katılmıştım. Kültür Bakanlığı değildi . Davette biri bana Türkiye'yi seviyor musun diye sordu. elbette seviyorum burası benim ülkem dedim. Burası nasıl senin ülken oluyor. Hem Sultanların hiç biri Türk değildi. Nasıl yani dedim.Hepsi Türk kadınları yerine yabancı kadınlarla evlendiler. Saçmalamayın dedim. Br kere o "Türk kadınları yerine" değil, bu politik bir seçimdi. Ardından aynı şahıs sultanlar Türkiye için bir şy yapmadılar dedi. Ben de "onlar sadece Türkiye'yi yaptılar" dedim ve arkamı döndüm. Elbette çok kötü Sultanlar da vardı imparatırluk tarihi boyunca tıpkı diğer imparatorluklarda olduğu gibi. Bazıları da fantastikti. Fatih, Kanuni Süleyman, Selim ve 2. Mahmut gibi. Osmanlı resmi olarak çok uluslu bir imparatorluktu. Bugün Avrupa Birliği'nin yapmaya çalıştığı gibi. Azınlıkların belli hakları vardı. Bazı durumlar hariç genel olarak kimsenin diline, inancına müdahele edilmezdi. Vergi ödeyerek insanlar özgürce yaşadılar.Müslümanlar yıllarca askerlik yapıyordu. Müslüman olmayanlar askerlik yapmıyordu. Dolayısıyla askerlik yerine başka işlere transfer oluyorlardı.

eğer Osmanlı insanları bu kadar mutsuz olsalardıbu kadar çok uluslu bir imparatorluk 700 yıl yaşamazdı, daha erken çökerdi.

Neyyse asıl soruna dönrsem. Ben hissetmesemde bazı insanlar beni prenses olarak çağırmaktan hoşlanıyor. Bana lütfn Kenize diye hitap edin dediğim vakt bozuluyorlar. Çocuk gibiler. Onlar için pei masalı gibi bir şey bana prensese demek. Hoşlarına gidiyor. Ben hayır hayır dediğimde hayal kırıklığına uğruyorlar. Ben gençken, öğrenciyken solcu idim. Başka bir dünya da, başka değerlerle büyüdüm.

Ben gençken solcuydum dedin. Şimdi kendini nasıl tanımlarsın bu anlamda.

Asla marksisit olmadım. Sağ'da değilim. Sosyalistim. Karma ekoonomiye inanıyorum. Liberalizme inanmıyorum. Güzel bir fikir gibi görünüyor ama değil. Güçlü'nünü güçsüzü ezdiği bir yapı bana göre. Zayıfı koruyan, zayıfa fırsatlar veren kurallar olmalı. İnsana saygı duyan bir sistem olmalı şu hayatta.

Bir yazar ve eski gazeteci olarak ne düşünüyorsun Avrupa’daki islam imajı hakkında?

Avrupa’da müslümanım dediğimde. Hayır hayır sen müslüman değilsin ya da Müslüman olamazsın diyorlar.Ne İslam ne de Müslüman kadınlar hakkında doğru dürüst bir bilgiye sahipler. İstisnalar var tabii. Avrupa ve Amerika’da Müslüman Kadınlar hakkında konferanslar veriyorum. Katılım oldukça yoğun ve ilgili oluyor. Görüyorum ki, insanların İslam hakkında doğru dürüst hiç bir fikri ve bilgisi yok.Hatta Türkiye’deki insanların bile ne kadar bilgisiz olduğuna rastlıyorum. Ne kadar garip ve aslında ayıplanacak bir durum.Bir takım geleneksel, töresel, barbaric, kodları İslam olarak niteliyorlar. 7. Yüzyılda İslam kadınlarının boşanma hakkı vardı.19. yüzyılda bile dünyanın pek çok yerinde kadınların bu hakkı yoktu. Neyyse

Avrupa’da karikatür olayından sonra Charlie Hebdo olayından sonra, islami ırkçılık artış gösterdi diyebiliriz.Her zaman İslami ırkçılık vardı ama insanlar bunu pek fazla hissetmiyordu ama şimdi hissediyorlar. Elbette bu katliamın kabul edilir bir yanı yok. Ancak bu derginin çizdiği karikatürler de bana hiç hicv edici ya da komik gelmiyor.

Bacaklarını açmış Meryem ya da İsa ve Muhammed ile ilgili karikatürler de ama bunlara gülen ve takip eden küçük bir grup var.İslam için ne gatif olan, İslam adına yapılan bütün saçmalıkları, katliamları vs. medya ve kontrolcü güçler kendi lehlerine kullanıyor. Medya Franda’da da kontrol altında. Dünyanın hiç bir yerinde control edilmeyen bir medya olduğunu düşünmüyorum. İslam adına yapılan kötülükler ve medyanın da bunları desteklemesi Batıdaki İslam karşıtlığını arttırıyor. Bu yanlış imgeyi ve ırkçılığı silmek kolay değil. Bunun için entellektüel bir çalışma gerekir. Gerçekte İslam nedir? Felsefesi nedir? Bunları anlatmak gerekir. Sadece anlatmak değil yaşam biçiminizle de göstermeniz gerekir.

Mesela Ftransa’da “musevilerin gri saçı var” bile diyemezsiniz.Ama Müslümanlar için her şeyi söyleyebilirsiniz.

İnsan ve inançlara saygıda çifte standart yani.

Evet maalesef Batı iki yüzlü bu anlamda. Bütün Batı Filistin konusunda çifte standart uyguluyor.

Bundan sonrası için kendi hayatına dair hayalin ne?

Benim kişisel hayalim. Filistin hakkında yazdığım kitap boykot edildi. Hiç bir şekilde medyada yer verilmedi. Kitapçılardan kaldırıldı. Tehditler aldım. İngilizlere karşı direnen Müslüman Hintli kadınlara anlatan son kitabım boykot edildi.

Aa inanılır gibi değil.

Şaka yapmıyorum. Ben İsrail’e karşı değilim. İsrail devletinin politikalarına karşıyım.Ama önemli değil siz eğer İsrail devletinin politikalarına karşı iseniz anti-semitist diye etiketleniyorsunuz. Bu sizing bittiğiniz anlamına gelir.Franasa ‘da anti-semitist olmak o kadar kötü bir şey ki ben annemi öldürdüm deseniz daha iyi.

Yok canım daha neler…

Gerçekten öyle. Annenizi neden öldürdüğünüze dair bir takım bahaneler bulabilirsinizKötü bir anneydi, bana bakmıyordu öldürdüm. Siz İsrail devletinin politikalarına karşı iseniz.Anti-semitik olduğunuzu söylerler direct.

Neyyse. Dediğim gibi kitaplarımın boykot edilmemesini hayal ediyorum, Bugünkü Pakistan’I anlatan bir kitap yazmayı arzu ediyorum, düşünüyorum. Pakistan zıtlıklar ülkesi. Bir yanda moda defileleri, öte yanda bombalar. Kurmaca bir kitap yazmayı düşünüyorum. Bence kurmaca daha iyi. Çünkü hem halka hem entellektüellere dokunabiliyorsunuz. İkisine birden dokunmak öneml,I benim için.

Soracak o kadar çok sorum var ki. Kenize’nin zamanı kısıtlı. Çeşme Ilger ‘daki evime bekliyorum orada devam ederiz diyor. Babasının ikinci eşinden olan kardeşinin cenaze tören,ine katılmak üzere Yeni Zelan’da ya oradan da Pakistan ve sonrasında Paris’e geçecek ve sonra Çeşme…

semra güzel korver

fotoğraf: nagehan ceylanlar

semra 10 Mayıs 2026
Bu gönderiyi paylaş
Etiketler
Arşivle
Behic Ak
"vahşi şehir ekonomisi"