İçereği Atla

Mukadder Adil

“gerçekten benim spermim, benim yumurtam mı?”
10 Mayıs 2026 yazan
semra

Urduğu yerde duramayan, aynı anda profesyonel veya gönüllü pek çok işi birden yapan, düşünen, inanan, yazan, anlatan, güzel enerjisi olan insanlardan. O’nun hikayesi ve mücadelesi “anne” olma serüveni ile başlıyor. Doğal yolla anne olamayacağını kabullenmiş mantığı, lakin yüreği kaybetmemiş umudunu. Bilim ve teknolojinin sunduğu imkanlarla üç bebeğe hamile kalmış. Derken istemeyerek de olsa hayati nedenlerden dolayı birirnin varlığına son verilmesine razı olmak zorunda kalmış. Şimdi 16 yaşında ikiz oğulları var. Yaşadıklarından sonra doğal yollardan anne-baba olamayanlara destek vermeye karar vermiş.  Bu yolda pek çok  umuda ve  evlada sebep olmuş… İstanbul, İzmir, Adana, Yozgat, Urfa kim neresi çağırırsa gidiyor bilgi, deneyim, umut paylaşmaya…

Hep anne olma özleminden, kadınların doğuştan gelen analık iç güdülerinden söz edilir. Ya erkekler, ya baba olmak isteyenler onların durumu ne?

O kısım var ya o kısım. Uçakların kara kutusundan beter. Çözülemeyen, anlatılamayan, dile getirilemeyen, konuşulmayan kısım. Çocukluktan itibaren ezberletilen öğreti. “Sus sen erkeksin, konuşma ağır dur, ağlama bakayım sen erkek adamsın” bunlarla büyüyen bir ademoğlu böylesi bir sorun karşısında konusur mu? Haliyle susuyor, kader diyor, kabulleniyor, yok sayıyor, tabulaştırıyor. Oysa öyle değil. Tıp bu alanlarda çalışmalar yapıyor, çığır açıyor. Ama biz bu konuyu bile onlarla konuşamıyoruz.Sustukça içine kapanıyor, eşinden bile uzaklaşıyor. Çevreye yabancılaşıyor. Umut etmiyor hayal ediyor. Hayalinizi umutla besleyip, mücadele etmezseniz hayal olarak kalıyor. Anne-baba olmak bir bedene hayat vermek, o bedende kendi ayak izlerini görmek müthiş bir duygu. Anne olmayı ne kadar konuşuyorsak, baba olmayı da o derece konuşmalıyız. Erkek doğasında bulunan cesaret ve dik duruşun bu mücadelede de olması gerektiğini düşünüyorum. Kabul, dünyaları farklı, bunu ikizlerimde de yaşıyorum, görüyorum. Ama onlara hep aynı şeyi söylüyorum: “Duygularınızı anlatın, ağlamanız gerekiyorsa ağlayın ama o duyguyu yaşayın.” Biz duygularını, acılarını, yaslarını bile geçiştiren toplumuz.Bütün bunlar sonra karşımıza öyle bir koca bir kara kutu olarak geliyor ki, şifreleri çöz çözebilirsen.Kendi mesleğim erkek temelli. Orada bile kadın olarak kendimizi kabul ettirmek için mücadele verdik. Şimdi yeni bir mücadele ama farklı bir alanda. Burada bilgiyi değil duyguyu dile getirtmek çok zor. Mesela benim en büyük hayalim Anadolu’da  bir köy kahvesine bir doktor ile gitmek ve erkekleri o kahveye kilitleyip doktorla konuşmalarını sağlamak. Tanıdığım, bildiğim ya da bana ulaşan, yazan raporlarını yollayan erkek hastalar var. “Beni ablanız, kardeşiniz, bacınız bilin anlatın. Söz bildiklerimi mezara götürürürm . Ama ne olur konuşun.” diyorum baba olmak isteyipte sorunu olanlara. Babalar gününde ne erkekler biliyorum ki gözlerinde buğu, boğazlarında hıçkırık olan. İşte bunları konuşmak lazım…

Evet biliyorum asıl bunları konuşmak lazım. O yüzden sohbete başlar başlamaz damardan erkeklerin durumunu sordum ya… Biz kadınlar iyi kötü anlatıyoruz, sarılıyoruz, ağlıyoruz bir ölçüde rahatlıyoruz. Erkekler sus, pus. En yakınlarıyla bile paylaşamıyorlar bu infertility yani kısırlık sorununu ya da doğal yollardan baba olamama meselesini. Baba olmak istiyorum diyor ama…

Gerisi yok yani. Şehirli ve eğitimli kesimde farklıdır diye düşünüyorum.

İnana düşündüğünden daha az.

Nereden doğdu sendeki bu çocuk sahibi etme sevdası? Tamam biliyorum sende bir mücadele sonucu anne oldun ama sadece bu mu yani?

Kadını kadın yapan en güzel duygulardandır şefkat, sarılma, koruma duygusu.Bunu karşılığı olmadan verebileceğimiz ve alabileceğimiz tek varlıkta çocuklar. Daha çocukluktan itibaren içimizde hissettiğimiz annelik duygusunu doğurganlığa bağlı olmadan yaşarız. İçimizdeki şefkat, sarılma, koruma duygusu var oldukça her kadın aslında doğuştan bir anne’dir bana göre. Bunun ille de biyolojik olması gerekmiyor. Anne olmak ille de doğurmak değil. Çünkü annelik bedende değil yürekte demlenen bir duygu… Neden çocuk sahibi etme sevdası dersen ben anne olabilmeyi mücadele ederek başarmış, her kadının da annelik duygusunu yaşamasını isteyen bir kadınım. Tabii o mücadelenin zorluklarını bilince aynı duyguları yaşayan insanların yanında olmanın gerekli olduğunu düşünmeye başlıyorsun. Dertleşecek, başını omzuna yaslayacak, gerektiğinde gözyaşlarını silecek, ellerini tutup yüreğine umudu fısıldayacak birilerini arayan insanlara ulaşmak gerekiyor. Bir blog diye düşünürken bir anda platform olarak ortaya çıktı Umudum Tüp Bebek Web Platformu.

Benzerlerinden farkı ne bu platformun?

Belli bir kuruma ya da kuruluşa bağlı kalmadan ülke genelindeki tüm doktorları çiftlere tanıtmak, anlatmak ve alternatif olarak sunmak amacımız. Her çiftin farklı sorunu var. Gerektiğinde onları sorunu ile ilgili doktorla buluşturmak,  yani hedefe nokta atışı yapmak ve böylece  psikolojik travmayı ortadan kaldırmak. Tüp bebek tedavilerinde hastalıklar aynı gibi görünse de her insan bedeninin verdiği tepki farklıdır. O nedenle doğru hasta ile doğru doktoru buluşturmak hedefimiz. Gerçek ve doğru bilgi tedavinin kilidini açan en önemli anahtar. Birbirinden bağımsız gibi görünen ama bütünlük taşıyan 4 çalışmanın çatısı Umudum Tüp Bebek Platformu

Psikolojik Travma derken ?

Her negatif sonuç travmatik etki yaratıyor kadın üzerinde de erkek üzerinde de. Nihayetinde umut ediyorsunuz bir yola çıkıyorsunuz. Ama işler istediğiniz gibi gitmiyor. Beden bütünlüğünüz sarsılıyor ama asıl ruhunuz ağır yara alıyor. Yetersiz hissediyorsunuz, eksik hissediyorsunuz. Manen yaşadığınız yıkım gerçekten kötü. Ve bu hem kadın hem erkek için geçerli.


Evlilikler de yara alabiliyor bazen. 

Evlilikde veya ilişkide  ne zaman aileyi genişletmeye karar verip çocuk sahibi olmak istiyorsunuz, istediğiniz ya da planladığınız  o süreçte çocuk olmuyorsa, bir de tedavi olacağınız gerçeği ile karşılaşıyorsanız, o noktada ilişki hırpalanmaya başlıyor. Çoğu kez kadın da erkek de “neden sorusu” üzerinden başlıyor, “senin yüzünden olmuyor” ile devam ediyor. Ve süreçte ilişki yıpranmaya devam ediyor. Buna çevresel baskıları da eklersek çıkmaz sokağa doğru tam gaz gidiliyor. Dokunmanın hazzı, birlikte olmanın büyüsü de mecburiyete dönüşünce taraflar “biz” kavramını yitirip ödevini yapmak zorunluluğunda olan öğrenci moduna giriyor. Stres artınca çıkmaz sokaktaki duvara tüm şiddetiyle çarpıyorlar. Her şey yolunda gidip çocuk sahibi olunsa da; yaşanan süreç, söylenen cümleler, yaralayan kelimeler unutulmuyor. Bu sefer o enkaz kaldırılmadığı gibi üstüne üstlük altında çocuk da kalmış oluyor. Ve bazı örneklerde ilişkiler bitiyor. Çocuk sahibi olarak veya olamayarak.

Anlaşılan o ki bu süreç gerçekten çok iyi yönetilmesi gereken bir dönem.

İşte bütün bu zaman diliminde destek olmak amacımız.

Eğer  insan istediği halde anne veya baba olamıyorsa bu bir eksiklik değil ki. Hiçbir çare yok ise, bütün yollar denenmiş ise hayata başka kararlarla, başka duyuşlarla devam etmek gerekmez mi… Olmuyorsa olmuyordur…

Ne güzel söylüyorsun Semracığım. Elbette eksiklik değil. Ama gel gör ki bizim gibi toplumlarda eksiklik olarak görülüyor. Bizim toplumuz bazı konularda dayatmacı, bekârken ne zaman evleneceksin, evlendiğinde  ne zaman çocuk yapacaksın? Toplum baskısı zaten bu süreci bu kadar da travmatik kılan. Çift zaten bir sarsıntı yaşarken, çevredekilerin baskısı da olayı çözülecek haldeyken karmaşık hale getirip çiftleri yanlış yollara sevk edebiliyor. Oysa çiftleri baş başa kendi kararları ile bıraksan her şey kişinin mutluluğu adına daha da iyi olacak.  

Peki illaki anne ve ya baba olmak şart mıdır sence?

Hayır. Bu insanların kendi özgür iradelerine bağlıdır. Tamam insanın ilkel güdülerinden biri de tohumunu bırakmak, üremek, ardında bir nesil bırakmak. Evet ama doğaya bak. Her ağacın meyvesi var mı? Yok. Ardında ille de bir nesil bırakmak istiyorsan anne-baba olmanın da alternatifleri var. Bu duyguyu içinde yaşadıktan yaşattıktan sonra fizyolojik olması gerekmez.  

Yani ne öneriyorsun?

Tıp bilimi ne kadar ilerlemiş olsa da bir son nokta var. Eğer çocuğun olmuyorsa ne yapacaksın ? Aslında burada da düğümü çözecek olan çiftler. Nihayetinde amaç bir çocuğu büyütmekse ona sahip olup, içindeki şefkat, koruma, kollama duygusunu tatminse annelik bana göre burada başlıyor. Kimse kusura bakmasın ama doğuran değil bakan annedir. Ne kadınlar biliyorum benden, bizden daha anne. Bilmedikleri bir geçmişten gelen çocukları alıp evlerinde yüreklerinde büyüterek yavrum diye sahipleniyor.Ve bu kadınlar,  bu erkekler gerçek. Bir masal kahramanı değil. Süper kahraman değil. Müthiş insanlar.

Tedavi sürecim sırasında anneleri yeni vefat etmiş, babaları amansız hastalığa düşmüş biri yeni doğmuş, biri 3 yaşında iki kardeş vardı. Ve ben bunları almak istedim. Tedavim devam ediyordu. Eşim yalnızca şunu söyledi: “Söz tedavin olumsuz olursa onları alacağız” Kısmet.  Benim tedavim olumlu sonuçlandı. Onları da bir öğretmen karı-koca sahiplendi.

Şimdi işte düşünüyorsun annelik bu. İçindeki koruma, kollama, merhametin büyüsü bu. Bazı şeyleri gerçekten anlatmak da zorlanıyorum.

Gözleri doluyor Mukadder’in. Yutkunuyor. Bir sessizlik anı… 

Bu sessizliği bir sonraki sorumla bozuyorum. Neyyse devam edelim mi?

Elbette lütfen.

Tüp bebek olayında insanların en çok  takıldığı nokta ne?

Aslında en yanlış bilgi insanların aklındaki “gerçekten benim çocuğum mu? ” sorusu. Ülkemizdeki merkezler dünya standartlarına, doktorlarımız tecrübeli, başarılı. Ekiplere bakıyorsunuz hepsi müthiş özverili, işini özenerek yapıyor, dikkatli. Ama gel gelelim hala insanlarımızda aynı şüphe. “Gerçekten bizim yumurta, bizim sperm mi” Bir de bunlara kulaktan dolma yanlış bilgiler eklenince tedaviden kaçanlar, ciddiye almayanlar bile oluyor.

Elimizde yapılmış istatistiki veriler var. Dünya da her 10 kadından biri, ülkemizde her 6 kadından biri bu sorunu yaşıyor. Dünya da doğan her 100 -150 bebekten biri tüp bebek. O zaman tüm dünya doktorları zan altında kalır. Yaşam koşullarının, genetik mirasın insan bedenine verdiği etkiler var ve bu etkiler bu soruna yol açıyor. Dünyada 80 milyon, ülkemizde 2 milyon kişiyi etkileyen bir sorun bu çünkü.

Ülkemizde dünya standartlarında merkezlerimiz var, pırıl pırıl genç doktorlarımız var, tecrübeleri ile genç doktorlara mentorluk yapacak hocalarımız var. İşini ciddiyetle yapan laboratuar ekipleri var. Ve baktığımız zaman hepsi de üreme sağlığı konusunda insanlara yardımcı oluyor. Ben; insan sağlığı konusunda yemin etmiş bu değerlerimizin, hiç bir kişiyi gereksiz olarak tedaviye alacaklarına ve işin etiğine aykırı davranacaklarına inanmıyorum.

SAMSUNG CAMERA PICTURES

Sen anne olduktan sonra hayatında ne değişti?

Hayatım bir anda değişti. Telaşlar, evi büyütmek, beslenme ve yaşam tarzını değiştirmek, bedeninin verdiği ve seni sarsan reaksiyonlarla başa çıkmak, üçüz tutunan bebeklerden birinin hayatına anne karnında son vermek, doğum gerçeği ile yüzyüze kalmak her şey bir karmaşa. Açıkcası hüznü ve mutluluğu ben aynı anda yaşadım. Sorumluluklarımın katlanması, yetişemeyeceğim duygusu, atlayacağım telaşı. Sonra baktım bu endişeler beni daha da gergin hale getiriyor. Ne yaşanacaksa o yaşanacak diye kendim rahat bıraktım. Ama iş hayatımla tamamen vedalaşmadım. Daha düşük yoğunluklu iş tercih ettim. Çünkü; Khalil Gibran’ın şiirinde söylediği gerçeği kabullenmiştim. “Çocuklarınız sizin çocuklarınız değil, Onlar kendi yolunu izleyen Hayat’ın oğulları ve kızları. Sizin aracılığınızla geldiler ama sizden gelmediler Ve sizinle birlikte olsalar da sizin değiller.” Ben anne olacağım ama bir gün kendi yollarında gidecekler. Ben o zaman ne yapacağım ? O nedenle sosyal hayattan kopmadan, kendi yaşamımı da çok da ertelemeden yoluma devam ettim. Geldiğim noktada birbirimizin hayat tarzlarına özen göstererek, sorumluluklarımızın bilincinde yaşamaya devam ediyoruz. Olmam gerektiği zamanlarda, ihtiyaçları varsa yanlarında oluyorum. Sorunlarında çözüm üretiyorum ama kararları kendilerinin almasını sağlıyorum. İkizlerin bebeklik ve çocukluk dönemlerinde ki ihtiyaçları ile şimdi yaşadıkları delikanlılık devresi ihtiyaçları farklı boyutlara ulaştırdı beni. Ergenlerin bilgisayar oyunu deyimiyle level atladım. Yine imdadıma Khalil Gibran yetişiyor. “Onlara sevginizi verebilirsiniz, düşüncelerinizi değil. Çünkü onların da kendi düşünceleri vardır. Bedenlerini tutabilirsiniz, ruhlarını değil.” Anne olmak kendinden vazgeçme değil bilakis kadın olduğun önceliğini unutmadan topluma ve sosyal hayata katkıda bulunmaya devam etmek olmalı. Önceliğin kadın olmak olmalı. Çünkü yalnız kendi çocuklarına değil, içindeki anne duygusu ile her çocuğa kendin gibi yaklaşabilmelisin. Ve bu topluma katkı sağlamalısın.

Sosyolojik olarak baktığımızda kadın anne sıfatı aldığında bütün hatalarından, günahlarından arındırılıyor ve kutsal anne  formuna kavuşuyor ya da kavuşturuluyor? Hatta bazı kadınların bu durumu kullandığını bile düşünüyorum zaman zaman. Bu durumu sen nasıl görüyorsun? Sen anne olduktan sonra kendini kutsanmış ya da kutsal anne gibi hissettin mi?

Çinlilerin güzel bir atasözü var. “Bir kadın anne olmaya karar verirse kendini öldürür” diye. Anne olmak bir sorumluluk, değer yargılarınız, tarzınız, bakış açılarınız, sevginizi sunduğunuz insanların sıralamasının yerlerini değiştirdiğiniz heyecan verici, ama çoğu zamanda zorlandığınız başka bir boyut. Ama yanlış da yapabilirsin. Günah da işleyebilirsin. Özünde insansın çünkü. Anne olunca hiçbir şeyden arınmamalısın. Kutsallık atfediliyor ama insansın. Kadınsın. Seni sevenler ya da toplum seni anne olduğun için değil kadın olduğun için insan olduğun için sevmeli, saymalı…  

Hayır ben kendimi “kutsal anne” hissetmedim. Doğa bana iki birey emanet etti, onların sorumluluğunu hissediyorum. Bu büyük, ağır, ciddi sorumluluğu…

Ama sen başka bir şey mi sormak istedin?

Gülüyorum.

Sakın neyyse deme.

Yok demiyorum. Tamam sen cevabını verdin. 

Peki sen hiç hissettin mi? Hissettirdiler mi?  Sanmıyorum ama…

Aynen düşündüğün gibi hiç hissetmedim. Zaten bedeninde ve hayatında ki bir çok değişiklikle boğuşurken… Ayrıca kutsal anne, kutsal baba… Kim kutsal ? Nasıl kutsal olur insan? Ne zaman kutsanır? Ama bak ikiz gebelik yaşadığım ve zor bir hamilelik başlangıcı geçirdiğim için kutsallık atfedenler oldu ama ben hiç üzerime alınmadım, oralı olmadım. Bunu bir ayrıcalık, bir erişilemez, üstünlük mertebesi olarak görmedim. Hayatımın, hayat yolculuğumun bir parçası olarak gördüm. Elbette ki şükrettim ve çocuklarımın varlığından çok mutluyum ama dediğim gibi…

Aynen ben de katılıyorum. Benzer hisleri paylaşmışız.

Yalnız sen de ki güçlü ve derin anne olma isteği ben de yoktu. Elbette isteyerek, bilerek, seçerek, severek  anne oldum fakat senin ki bir başka inanç, güç, mücadele… büyük saygı duyuyorum. Asıl anne olduktan sonraki çabaların bir  başka  saygıyı hak ediyor.

Teşekkür ederim. Platform henüz çok yeni ama önceki yıllardan, web ortamlarından, sivil toplum kuruluşlarından tanıdığım, birlikte olduğum, kader arkadaşlığı yaptığım, kan bağı ile değil, yürek bağı ile bağlandığım, ve hayatımda oldukları için şükrettiğim insanlarla oldu bütün bunlar. İnan sayısını bilmiyorum, çok da önemi yok.  Kaç bebeğin hayata merhaba demesine tanıklık ettim saymadım, bilmiyorum.Doğum öykülerinin bir parçası oldum. İnsanların hayatlarına girebilmişsen, yaşadıkları güzellikte bir iz bırakabilmişsen rakamlar etkisiz hale gelir. Değil mi bir ergen sana sosyal medya üzerinden “muko teyze sen benim ilk ultrason halimi bile biliyorsun” diyor. O an’ın hazzını, mutluluğunu hiç bir sayı ölçümleyemez.

Son olarak kaç tane çocuk? Niye çocuk?

Sayı konusunda çok da yargı da bulunmamak gerekiyor. Bu insanın isteğine, bedeninin kaldırabilme gücüne, bakabilme imkanına bağlı. Ben olaya çocuk diye değil birey yetiştirme gözüyle baktığım için. İnsanlığın topluma, dünyaya “güzel” ve “iyi ki yetiştirilmiş” denen nesiller bırakması taraftarıyım.

Senin son olarak eklemek, söylemek istediğin bir şeyler var mı?

Çocuk sahibi olamamak tek kişinin değil, çiftin ortak sorunudur. Bu soruna çift olarak sahip çıkacaksınız. Sevgili büyükler, ailenin değerleri; çiftleri sorularınızla bunaltmayacaksınız. İyi niyetle söylediğiniz her söz, içinde o yarayı taşıyan kalbi kanatır, paramparça eder. Sorunu yaşayan çifti rahat bırakacaksınız. Tedavi için gittiğiniz bir tüp bebek merkezinde kapıdaki görevliden, bankodaki hemşireye, laboratuarda seçimi yapan embriyologdan, en üst makamdaki hocaya kadar hepsi ama hepsi, oluşacak olan o yeni yaşamda emeği olacak, tanıklığı olacak insanlar. Karşılıklı güzel bir bağ kuracaksınız. Kendinize, doktorunuza, ekibine güveneceksiniz. Ve tabi ki bir yaşama OL diyecek olan o ilahi güce.

Bir de hayatta nelere neyyse dersin, nelere demezsin?

Kocaman bir kahkaha yükseliyor.

Yemin ediyorum, hayatın içinde, tanıklık edipte umursamayacağım ya da çözüm bulmak için mücadele etmektense NEYYSE diyeceğim bir an olursa ve bunu da başarırsam söz sana bildireceğim.

Tamam mutlaka bildir.

Her ne ise.

Neyyse.

www.umudumtupbebekplatformu.com

www.elpistenmektuplar.com

www.tuptekibebek.com

semra güzel korver

fotoğraf: gözde sayar


semra 10 Mayıs 2026
Bu gönderiyi paylaş
Etiketler
Arşivle
Mecid Mecidi
“yeni bir İslam imgesi”