Bazı yönetmenler hikâye anlatır. Bazıları ise insanın içine sessizce yerleşen duyguları gösterir. Nuri Bilge Ceylan tam da bunu yapan yönetmenlerden biri.
Onun filmlerinde büyük olaylar yoktur çoğu zaman. Sessizlik vardır. Bekleyiş vardır. İç hesaplaşmalar vardır. İnsan yüzleri vardır. Taşra vardır. Yalnızlık vardır. Ve en önemlisi insanın kendisinden kaçamayışı vardır.
Ceylan sinemasında karakterler sürekli bir şey arıyor gibidir. Ama çoğu zaman neyi aradıklarını tam olarak bilmezler. Belki huzuru. Belki anlamı. Belki kendilerini.
Modern insanın en büyük çıkmazlarından biri de bu değil mi zaten?
Kalabalıkların içinde yalnız olmak.
Başarılı görünürken içten içe boşluk hissetmek.
Hayatın içinde sürekli bir rol oynadığını fark etmek.
Belki de bu yüzden Nuri Bilge Ceylan’ın filmleri insanı rahatsız ediyor biraz. Çünkü izlerken kendimizle karşılaşıyoruz.
Onun karakterleri kahraman değil. Kusurlular. Kararsızlar. Kırgınlar. Bazen kibirliler. Bazen acımasızlar. Ama çok gerçekler.
“Hayat biraz oyunun bir parçası” der gibi ilerliyor filmleri.
İnsan bazen gerçekten ne hissettiğini bile saklıyor. Toplumun beklediği gibi davranıyor. Güçlü görünmeye çalışıyor. Başarılı görünmeye çalışıyor. Mutlu görünmeye çalışıyor.
Ama iç dünyası bambaşka olabiliyor.
Ceylan’ın sineması tam da bu çatlağın içine bakıyor.
Özellikle erkek karakterlerinde bastırılmış duygular dikkat çekiyor. Konuşamayan, ifade edemeyen, içine kapanan insanlar…
Türkiye’de erkek olmanın yükü de biraz burada değil mi zaten?
Duygularını saklamak zorunda bırakılan insanlar…
Belki de bu yüzden onun filmlerindeki sessizlikler çok şey anlatıyor. Çünkü bazen insanın söyleyemedikleri söylediklerinden daha güçlü oluyor.
Nuri Bilge Ceylan’ın sinemasında doğa da ayrı bir karakter gibi. Kar, yağmur, bozkır, rüzgar… İnsan ruhuyla birlikte hareket ediyor sanki.
Mekânlar yalnızlığı büyütüyor.
Ama aynı zamanda insanı kendisiyle baş başa bırakıyor.
Bugün hızlı tüketilen bir dünyada yaşıyoruz. Hızlı ilişkiler, hızlı kararlar, hızlı görüntüler… Ceylan’ın sineması ise tam tersine insanı yavaşlamaya zorluyor.
Bakmaya.
Dinlemeye.
Sessizliği hissetmeye.
Belki de bu yüzden onun filmleri herkes için değil. Çünkü kendinle karşılaşmaya hazır olman gerekiyor.
Ve belki sanatın en güçlü tarafı da bu.
İnsana kendi içindeki sessizliği gösterebilmesi.
semra güzel korver