Şehir çocuğun hayatını, gelişimini nasıl etkiliyor?
Sokak ve mahalle çocuğu çok geliştiren bir şey. Sitelerde çocuklar hep aynı tür çocuklarla ilişki kuruyor. Çocuk orada zaten bir endüstrinin içine itiliyor ve endüstriyel nesne haline geliyor. Oradan oraya paketlenerek götürülen, ulaşım endüstrisinin, kurs endüstrisinin eline düşen, sürekli para harcatan bir nesne haline dönüşüyor. Ve artık şehir içinde çocuk, çocuk olmaktan çıkıyor. Tamamen para harcatan bir sisteme dönüşüyor. Oysa ki mahallede köşedeki gitar çalan abiden ders alabilir. Sokakta bir çocukla kavga edebilir, burnu kanayabilir bununla baş etmesini öğrenebilir, orada oyun oynayabilir. Karşıdaki okula gidebilir. Böyle bir mahalle sisteminde çocuk gayet güvenlikli bir şekilde hem yaşamını sürdürebilir hem de geliştirebilir. Oysa çocuğun şehir ekonomisine katkıda bulunan endüstriyel bir görevi oluyor artık.
“Yarama parmak bastınız. Benim çocukluğum, gençliğim mahallede geçti. Mahalle kültürü ile büyüdüm. Bir süredir sitede yaşıyorum ve söylediğiniz bütün olumsuz etkileri çocukların birebir yaşadıklarını gözlemliyorum. Evet maalesef dediğiniz gibi çocuklarımızı paketleyip oradan oraya bırakıyoruz - alıyoruz. Bir kısır döngüdür gidiyor.”
Çocuk bile olsanız bu vahşi şehir ekonomisine illa ki katkıda bulunacak bir pozisyonunuz olacak. Okul çok uzakta dolayısıyla çocuk okula bırakılıyor. Oysa çocuk mahallede arka sokaktaki okula tek başına giderken bir sosyal hayat da yaşıyor. Özel okullarda daha mutlu belki çocuklar. Çünkü orada müşteri memnuniyeti söz konusu. Evet belki mutlu ama bağışıklık sistemi gelişmemiş oluyorlar. Hırslı olmayan, hırsı olumlu anlamda kullanıyorum, belirgin hedefleri olmayan aileye bağımlı hale geliyorlar. Hayatta çok başarılı olamıyorlar, bu bir gerçek.
Oysa alt tabakadan gelen çocuklar daha hırslı, daha tuttuğunu koparan, daha ileri giden çocuklar oluyor. Mahalle hayatını savunmak lazım. Belki hiç önemsenmiyor ama çocuğun oradan oraya kurslara, faaliyetlere bir paket gibi taşınması çocuğu çok olumsuz etkiliyor, pasifleştiriyor. Kişiliğinin, öz güveninin gelişimini feci halde zedeliyor. Mesela benim çocukluğumda anne babanın seni okula bırakması utanılacak bir şeydi, karizmayı çizen bir durumdu. Bugün aksi düşünülemiyor. Yanlış bir propaganda var. “Artık eskisi gibi değil, çocukları sokağa çıkaramazsınız, çocukları çalıyorlar, organlarını çalıyorlar” gibi... Bir korku kültürü oluşturuluyor.
Orta sınıflar tüketici gruptan olanlar, ceplerinde para olanlar bu korkudan çabucak etkileniyor. Oysa alt sınıftaki çocuklar sokaktalar ve daha mutlular. Şehri daha iyi yaşıyorlar. Orta sınıfın çocukları tehdit altındalar, şehir ekonomisine katkıda bulunmak için kurslara gitmek zorundalar. Kursları üçe, dörde, beşe çıkarmak zorundalar. Bir yerden alınıp bir yere bırakılmak zorundalar.
Bir de otomobilsiz, şehri tersten yaşayarak sadece yürüyerek, trene, vapura, metroya binerek yaşamak gerekiyor. İstanbul küçük küçük köylere bölünmüş bir şehir. İstanbul’da yaşamak, İstanbul’u hissetmek için bu köyleri kullanmak gerekir. Sadece Etiler’de, Nişantaşı’nda, Beyoğlu’nda yaşıyorsanız İstanbul’u yaşamıyorsunuz demektir. Oysa ki gün içinde İstanbul’un birçok semtini kullanabilir durumda olmak çok güzeldir. Mesela Kadıköy’ü, Adaları, Boğazı, Beyoğlu’nu, Haliç’i... Bunların hepsini kullanabilir durumda olmak insana müthiş mutluluk veriyor ama bu enerji ve planlama istiyor.
İstanbul dünyaya Avrupa’ya göre konut fiyatlarının uygun olduğu bir şehir hala... Büyük lüks beklentilerle, büyük paralarla kendini bir semte sıkıştırmaktansa küçük küçük daireler satın alarak semtler arasında dolaşmak çok güzel. Ben mesela üç yerde birden oturuyorum. Ada, Moda ve Galata.
Semtlere karşı inşaat şirketlerinin oluşturduğu etiketler var. Mutena yerde ev alırsanız siz de mutena olursunuz. Ama aslında şehrin her yerini kullanmak güzel. Ben adaya da gidiyorum. Fatih’in eski sokaklarında, çarşılarında da geziyorum. Moda’da sahilde yürüyorum. Fenerbahçe’ye gidiyorum. Beyoğlu’nda da dolaşıyorum. Kendimi bir semte kapatamam. Köyde yaşamıyorum ki bir megapolde yaşıyorum ve her yerini, her anını yaşamak istiyorum. Tabi İstanbul enerji isteyen bir şehir bunu da söylemek lazım.
semra güzel korver