İçereği Atla

Vera Tzoumelea

“bir nevi sömürge gibiyiz”
10 Mayıs 2026 yazan
semra

Vera TZOUMELEA‘ya yaşını sormadım. Bunca yıllık arkadaşım ama yaşını bilmiyorum. Vera da yaşı olmayanlardan. Hep genç, hep umutlu, hep yapacak bir projesi var. İlk kez onu umutsuz değil ama endişeli gördüm. İki çocuğu var. Boşanmış. Grafik tasarımcısı.Yunan Ulusal Bankası Kültür İşleri bölümünden emekli.

İlk defa krizi ne zaman hissettin?

Emekli maaşımla, ailemden kalan ve kendi edindiğim mülklerden gelen kiralarla belli bir yaşam standardı oluşturmuş gidiyordum. Bu kiralardan gelen gelirleri hesaplayarak bankadan kredi almıştım. Kızıma kreş açmak için bir inşaata başlamıştık. Kızım kreş öğretmeni. Kendi iş yeri olsun istedim.

Kriz ile birlikte aniden kiraya verdiğim yerler boşaldı. Emekli maaşım yarıya indi. Aynı anda vergiler korkunç bir şekilde arttı. Ek vergiler konuldu. Bu vergiler bir senelik olacaktı, hala ödüyoruz. Bazı vergiler direkt elektrik faturalarının içine kondu. Ödemezsek elektriğimiz kesiliyor.  Birikmiş paralarımı bitirdim. Banka kredisini ve ağır vergileri ödeyemeyecek duruma geldim. Elimdeki gayri menkulleri satmak istiyorum fakat alan yok. Anlayacağın Semra tıkanmış vaziyetteyim. Üstelik inşatta yarım kaldı. Yani elde bir şey yok ama borcu devam ediyor.

Kriz sana neyi gösterdi?

Benim insan olarak gördüğüm şey, kriz bahanesi ile bizi birbirimizi düşürmek istiyorlar. İnsana değer veriyorum. Adalete, hakka, hukuka değer veriyorum. Bu değerler kayboldu. Bizim yapacağımız şeyin birbirimize destek olmak ve direnmek olduğunu düşünüyorum. İnsanların neden direnmediğini anlayamıyorum. Bayağı bayağı satılmış yöneticilerin olduğu bir ülkeyiz, ben öyle görüyorum. İktidarını büyük global güçlere satmış bir ülkenin vatandaşı olduğumu düşünüyorum. AB’nin ve IMF’nin  bize öngördüğü sözde yardımlar, bizi daha da  beter durumda bırakacak katı tasarruf tedbirlerinin uygulanması şartı ile yapılıyor. Daha da korkuncu silah alımlarını aksatmamamızı  şart koşuyorlar. IMF’den alınan yeni borçlar, krizin gerçek sorumlularının ve silah ticareti yapanların kasasına giriyor. Bir nevi sömürge gibiyiz yani.

Bankada grafik sanatçısı olarak çalışıyordum biliyorsun. Ne zaman ki çocuklarım  üniversiteyi bitirip işe başladılar anladım ki durumlar hiç iyi değil. “Bu zorluklara karşı ne yapabilirim” dedim ve sendikaya girdim. Sendikal hareketlerin içerisindeyim, direniyoruz. Kriz bana dayanışmayı, direnmeyi, birlik olmayı, ancak ve ancak birlikte bu sorunu aşabileceğimizi gösterdi.

Gündelik hayatında neleri değiştirdin?

Telefonları kestik, azalttık ve çok dikkatli kullanıyoruz.  Üzerime birkaç yıldır giysi almıyorum. Evimde doğal gaz varken odun sobası kurdum. Odunlar da benim kendi arazimden kesilmiş odunlar. Bahçemde tarım yapmaya başladım. Sebzemi kendim yetiştiriyorum. Tavuklarım var. Sabunumu kendim yapıp eşe dosta dağıtıyorum. Anneannem “ bitkilerin faydalı olması için ondan yaptıklarını hediye etmen gerekir” derdi. Bende dostlara hediye ediyorum, moral oluyor hepimize.

Sinema, tiyatro, felsefe, kitaplar benim hayat damarlarım. Sinemaya, tiyatroya gidemiyorum. Dışarıda bir kahve içmek, yemek yemek yok artık.

Rüyalarım bile değişti. Rüyamda hep aldığım kredi için ipotek ettirdiğim evimin elimden alınışı kâbusu ile uyanıyorum.

Ağlıyor Vera. Söyleyecek söz bulamıyorum. Devam ediyor.

Evimde raf raf kitaplarım var. Bir kitap açıp dalıp gidemiyorum. Kafam sürekli bu problemlerle meşgul, çocuklarımın geleceği ile. Beni en çok yıpratan çocuklarımızın zoraki işlerde çok az paraya çalışıp bana, borçlara  destek olmaya çalışmaları. Halbuki ben onlara destek olacaktım.

Derin bir iç çekiyor…

Devlet memurları yasa gereği kolay kolay işten çıkarılamazdı. Düzenlenen yasalarla binlerce devlet memuru işten çıkarıldı. Kamu kuruluşları küçültüldü, kapatıldı. Her geçen gün ahlaki değerler de iflas ediyor. Herkes canını kurtarmaya bakıyor. Birbiri ile çatışıyor, yarışıyor işini kaybetmemek için. İnsani değerler çökünce, ki devlet bunu istiyor, zira bölerek, parçalayarak daha kolay idare ediyorlar, istediklerini yaptırıyorlar. Bunu yanı sıra dayanışma içerisinde olan insanlarda var. İmece usulü birbirimize yardım ediyoruz. Elimizdekileri takas yolu ile paylaşıyoruz. Mesela biz bir grup arkadaş, bir kooperatif kurduk. Yerli üretim mallarımızı küçük marketimizde satıyor ve yerli ürünleri almaya özen gösteriyoruz. İçimizden işsiz kalmış arkadaşlar, gönüllü olarak bu markette çalışıyorlar. Ama kültür seviyesi düşük insanlar bunu anlamıyor ve önemsemiyor.

Sosyal hayatta neler oldu?

Kamu kanalımız kapatıldı biliyorsun. Ki orası ticari kanallar gibi sadece televizyonculuk yapan bir yer değil. Bir eğitim ve kültür merkezi aynı zamanda. Müziğin, sinemanın, sanatın her türlüsünün en kaliteli örneklerini yer aldığı, bir halk eğitim merkezi. Bu kültür, bu eğitim her gün evimize iletilirdi kamu kanalımız aracılığı ile. Muhteşem bir arşiv var orada. O arşive ne olacak? Toplumsal hafızamız koruma altında mı emin değilim. Korkarım ki benliğimizi, kimliğimizi de yavaş yavaş kaybediyoruz.

Biliyorsun biz Akdenizliyiz. Hayattan zevk almayı severiz. Sokak odaklı yaşarız. Kafelerde oturmayı, arkadaş-dost toplantılarını, dışarıda yemeyi- içmeyi, gülmeyi severiz. Yaşam kültürümüz bu. Bunlarda azaldı, pek çoğumuz yapamıyoruz artık. 1 Avro’nun, 50 Cent’in hesabını yaptığımız günler yaşıyoruz çünkü.

Çevrede görmüşsündür, bu küçük beldede bile 6-7 tane altın alan dükkan var. Pek çok  insan bileziğine, yüzüğüne, aile yadigarı özel takılarına varana kadar satıyor. Aslında fakirlik tam dibe vurmadı daha. Birikmiş paralar ve altınlar bitince, satılacak ev kalmayınca ya da satacak kimse bulunamayınca asıl o zaman yokluk ortaya çıkacak. Bunu düşünmek bile istemiyorum. Çocuklarımızın işlerinin olmamasını kabullenmiyorum. Hepimiz nasıl didindik onları okutmak, meslek sahibi yapmak için.

Peki ya yarın, yarından ne bekliyorsun?

Çocuklarımıza devr aldığımız dünyadan daha kötü bir dünya bırakan ilk nesiliz biz.

Bana göre büyük bir soygun oldu. Bu paralar ateşe atılıp yakılmadı. Birilerinin cebinde. Politikacılara ve çetelerine hiç güvenmiyorum. Bu insanlarının vicdanlarının nerede olduğunu merak ediyorum. Bu kadar acı, bu kadar yokluk çekilirken…

Ben insanlığa inanıyorum. İnsanlık kendi bünyesinden kötü parçaları atacak. Geriye küçücük bir parça kalsa bile bu küçücük temiz parçaya hürmeten yeni bir yaşam başlayacak. Bütün dileğim bu değişimi çocuklarımın görmesi. Çocuklarımızın özgür bir dünyada sevişmeleri, çalışmaları, şarkı söylemeleri ve diğer toplumlarla el sıkışmaları…

semra 10 Mayıs 2026
Bu gönderiyi paylaş
Etiketler
Arşivle
Peter Vlug
"Barış ve Adalet Hareketi"