Widad Al Kuwari. Katarlı senarist, yazar. Felsefe ve psikoloji eğitimi almış. Duygusal bir kadın, içe dönük. Belki de bu yüzden kendini yazarak ifade ediyor. Pek çok drama senaryosu, kısa öykü kitapları ve ödülleri var. 10. Al Jazeera Belgesel Flm Festival’inde jüri üyesi arkadaşım. Doha’da tanıştık. Ben kısa metraj, Widad orta metraj jürisinde. Sıkı bir izleme kampındayız. Cidden sadece, yemek yiyor, film iziliyor ve uyuyoruz. Gruplarımız farklı ama çay ve kahve molalarında kısacık da olsa konuşma fırsatı buluyoruz. Aslına bakarsak, ben O’nu tanımak, iletişim kurmak istiyorum.
Hiç İstanbul’da geldin mi?
Hayır ama gelmeyi çok istiyorum. Oğlumla eşi geçen ay İstanbuldaydı. Oğlum saç ekimi yaptırdı orada.
Oğlunuz ve gelininiz mi? Siz çok gençsiniz ama! Mahçup bir gülüş beliriyor yüzünde.
Elhamdülillah.
E nasıl bulmuşlar İstanbul’u?
Çok beğenmişler ama Türkleri biraz sert bulmuşlar. Bir de İngilice konuşan insan sayısının azlığına şaşırmışlar. Hatta turistik bölgelerde bile İngilizce konuşamayan pek çok kişiye rastlamışlar.
Evet Doha’da neredeyse sokaktaki herkes İngilizce konuşuyor. Bizde öyle değil.
Dünyanın pek çok yerinde bulundum ama niyeyse İstanbul’u henüz ziyaret etmedim.
Mutlaka gelmelisin. Büyük eksiklik. Çok istiyorum, gelirim inşallah. Festivalin sonuna kadar burada mısın?
Evet buradayım.
O zaman seni bir akşam yemeğe, bizim eve davet ediyorum. Çocuklarımla, kız kardeşimle, arkadaşlarımla da tanışırsın. Gelirsen çok seviniriz.
Çok memnun olurum. Doğrusu bu davet çok hoşuma gidiyor. Katar’ı sadece otel ve caddelerde gördüğümle değil, bir Doha’lı ailenin evine konuk olarak da tanımak beni bir medya çalışanı, özellikle de bir belgeselci olarak ekstra heyecanlandırıyor.
Bu arada izlemeler hızla devam ediyor. Widad ile görüşmelerimiz eğer molalarımız denk gelirse “nasıl gidiyor, sizin kategorideki filmler nasıl?” babından iki satır konuşmakla geçiyor. Widad’a neyyse ‘den bahsediyorum. Bloğum için kendisi ile röportaj yapmak istediğimi söylüyorum. Nedir, ne değildir, uslubun ne, bir göz atayım demden “tamam ama kısa bir söyleşi olacak değil mi” diyor. “Hangi ara yapacağız, hiç zaman yok ama inşallah bir fırsat yaratırız” diye de ekliyor. O’nu gördüğüm her an telefonla konuşuyor. Günlük izlemeler biter bitmez de ayrılıyor. Katar Televizyonu’nda işler yoğun anlaşılan. Bir aralık evde ya da otelde bir yarım saatçik ayırabilsen röportaj için ne güzel olur” diyorum. “İnşallah.” diyor…
Neyyse sonunda akşam yemeğinin günü ve saatini bildiriyor bana. Jurisi olduğu orta metraj grup arkadaşları ile gidiyoruz. Aman Allahım bu ne trafik! “İş çıkış saati” diyor şoförümüz. İstanbul’dan farksız trafik. Herkesin arabası var. Üstelik hatırı sayılır markalar. Arada bir iki belediye otobüsü görüyorum. Sadece göçmen işçiler var içinde. Şoförümüz Katar’daki trafik cezalarının caydırıcı olsun diye çok yüksek tutulduğunu belirtiyor. Tam bir saate varıyoruz. Herkesin arabası var demişken şunu da eklemek istiyorum. Katar’da su ve elektirik bedava. Vatandaşlardan vergi de alınmıyor. E dünyanın en zengin ülkesi… Widad’ın evi yani malikhanesi bayağı ihtişamlı. 11 odası, bahçesi, limonluğu, fitnessı, mini sinema salonu, yardımcıları, şoförü ile hepimize “wow” dedirtiyor.
Çok genç evlenmiş ve anne olmuş. Kocası Katar Televizyonu’nda spor yorumcusu. Yaşları 26 ilşe 18 arası 4 çocuğu var. İki kız, iki erkek. Büyük oğlu bir Amerikan petrol şirketinde, küçük oğlu Katar Gaz’da çalışıyor. Büyük kızı medya mastırı yapıyor. Küçük kızı ise psikoloji okuyor. Her biri 2 yabancı dili ana dili gibi, bir diğerini de idare edecek kadar biliyor. Dünyanın pek çok yerinde bulunmuşlar. Anlayacağınız ailenin eğitim ve ekonomik düzeyi oldukça yüksek. Hepimizin gözlerini fal taşı gibi açtıran bir şey daha öğreniyoruz. Widad’ın iki oğlundan ikişer torunu var. İşte buna “olamaz” diyoruz. Yani Widad bu genç ve güzel kadın, bir babaanne.
Sürekli abaya ile gördüğümüz Widad’ı evinde moda dergisinden çıkmışcasına trendy görmek arkadaşlara sürpriz oluyor ama benim için değil. Böyle bir şey bekliyordum zaten. Her gün bir başka modelini giydiği abayası, duruşu, yürüyüşü, gülüşü, günlük makyajı ile bunun ip uçlarını veriyordu zaten.. Ev, Arap esintileri ağırlıklı olmakla beraber batı motif ve stillerinin de yer aldığı bir tarzda döşenmiş. İkram ve izzetin hesabı yok. Bir şey geliyor, bir şey gidiyor. Geleneksel Arap yemeklerinden oluşan menü hepimizi mest ediyor. Günlerden sonra leziz bir sofrada ev yemeği yiyor olmak şahane bir duygu. Gerçi festivalde ikram edilen yemekler de 10 numara ama hiç bir şey ev yemeğinin yerini tutmuyor bence.
Ailede herkes samimi. Aynı oranda da saygılı bir mesafe var. Büyük oğlu kadınlarla tokalaşmıyor, gelini de erkeklerle. Ama küçük oğlu ve kızları öyle değil. Çocukları, Widad, kız kardeşi, arkadaşları bizi ağırlamak için seferber oluyor. Arap kültürünün sevdiğim yanlarından biri, yemekten sonra sunulan sıcak havlu el bezleri. Her birimize tek tek veriliyor ve ardından güzel kokulu tütsüler yakılıyor. Hatta kadınların saçlarına uygulanırmış bu güzel kokulu buhar. Geri kalır mıyım, hemen saçlarımna uyguluyorum. Ve sonra bir tepside çeşit çeşit parfümler geliyor. İsteyen istediğini sıkyor tenine. Güzel kokular siniyor sohbetimize. Çaylar, şerbetler, tatlılar, kahveler, nargileler ve sigaralar eşliğinde devam ediyoruz…
Bu arada anlıyorum ki bu ortamda asla bir söyleşi yapamayacağım. Arada derede bir iki soru soruyorum ama olmuyor tabii ki diğer misafirlerin yanında. Pek de zamanımız kalmadı aslında, günler hızla geçiyor. Widad festival açılışından sonra kısa da olsa bir zaman ayıracağına söz veriyor. “Daha uygun bir zaman ayırsak” diyorum. “İnan ki hiç zaman yok. Juri olarak işimi bitirir bitirmez kendi işlerime dönmek zorundyım, o kadar yığıldı ki. Festivali bile takip edemeyeceğim, sadece açılış ve kapanışa gelebileceğim Semra.” ” Hay Allah” diyorum. “Merak etme inşallah yapacağız, kısacık da olsa.” diyor.”Kısacık mı?” diyorum. Gülüyoruz.
Bir ara Widad’ın kız kardeşi ve İtalyan arkadaşımız bir tartışmanın içine giriyor. Batıdaki Arap imajı hakkında…
İtalyan arkadaşımız: Ayıplayamasın Batılı insanları. Medya ortadoğu, körfez, Arap kültürü ile ilgili ne gösteriyorsa, insanlarda buna inanıyor. Ve maalesf hep olumsuzluklar gösteriliyor.
Widad’ın kız kardeşi: Elindeki cep telefonunu göstererek. Hayır! Ayıplıyorum. Dünya internetle birlikte gerçekten bir köye dönüştü. İnanmak istediklerine inanıyor. Görmek istediklerini görüyorlar.
İtalyan arkadaşımız: Evet ama önlerine hazır sunulan bilgi ve habelerden başka araştırma yapmıyorlar ki. Büyük güçler de böylece halkı manupile edip istediği şekilde yönlendirip, istediğini elde ediyor.
Widad’ın kız kardeşi: Allah aşkına yurt dışına gittiğimde hala bizi çadırlarda yaşayan, develerle seyehat eden insanlar olarak bilen kimselerle karşılaşıyoruz. Bu cehalet ötesi bir bir şey… Aymazlık değil de ne?
Bu tatlı sert tartışmanın arasına girerek her ikisinin de haklı olduğunu, bu tartışmanın bitmeyeceğini, bizlerin anlatımları ve paylaşımlarının minik de olsa, çok anlamlı olacağını, küçük adımlarla bir takım yanlış bilgilerin, klişelerin bir günde düzelemeyeceğini ancak bunların ne kadar önemli olduğunun, bizim gibi insanların bu anlamda daha yapacak çok işi olduğunun altını çizerek artık gitme zamanın geldiğini söylüyorum. İtalyan arkadaşımız “Türkiye her zaman olduğu gibi köprü görevini görüyor” diyor. Ve gülüyouzzz. Gerçekten her uluslararası ortamda hissediyorum bunu, gerek resmi gerekse dostluk ortamlarında. Hem doğulu hem batılı olmanın iki kültürü de az çok bilmenin, özelliklerini taşımanın ayrıcalığını…
Neyyse 15 dakikada oteldeyiz. Herkes ne kadar keyifli ve özel bir akşam geçirdiğinden, evin, servisin niteliğinden, aile bireylerinin farklılıklarına rağmen birbirlerine karşı saygılı ve özenli oluşundan bahsediyor…
O güzel akşam yemeğinden sora festivalin açılışının ardından aykak üstü ama gerçekten ayak üstü bir söyleşi yapabiliyorum. Katar protokolünden insanlar Widad’ın etrafını sarıyor. Fotoğraf çektirenler, hal hatır soranlar… Hatta beni de bu çekimlerin içine alıyorlar. Katar Tiyatro Genel Müdürü Saad Yusuf Bourschaid ile fotoğraf çektiriyoruz. Gözüme takılan başka bir şey de, protokolde bir iki kadın dışında kadının olmaması. Nihayet bir kenara çekilip söyleşiye başlıyoruz.
Bir senarist olarak ya da sade bir izleyici olarak Türk dizilerini iziliyor musun?
Arap dünyasındaki pek çok kadının Türk dizilerini izlediğini fark ettikten sonra ben de izlmeye başladım. Merak ettim. Bu kadar izleyiciyi ekran başına çeken sırrı.
Ne gördün?
Harika aktör ve aktiristler gördüm. Onların başarılı rol yapma yeteneklerinin büyük etkisi var. Tabii çok başarılı yönetmenler ve güzel hikayeler de etkin bu başarıda. Ayrıca doğru zamanlama. Yani doğru zamanda, doğru öyküleri seyirciye sunma. Medya tarafından sürekli şiddet ve savaş görüntülerine maruz bırakılıyoruz. Türk dizileri insanlara bu gerçeklerden kaçma imkanı sunuyor bir nebze. Seyirci atmosferle, hikayeyle ve karakterlerle yakınlık kuruduğu dizileri seviyor ve keyifle izliyor. Ve tabii aşk. Çok güzel aşk hikayeleri var Türk dizilerinde. Aşk her daim insanlara tesir eder. Hele ki şiddet, savaş, rekabet ve her türlü hastalığın dünyamızı sardığı bu dönemde insanlara bir başka pencere açıyor sanırım bu diziler. Bir kaçış, bir hayal, bir özlem, bir oyalanma, bir gibi olma düşü sunuyor belki de.
Türk dizilerinden şikayet eden Arap erkekler de var. Arap kadınlarının Türk dizilerindede gördükleri yaşam modelini talep ettiğine dair haberler okudum.
Gülüyor. Doğrudur. Hatta kadın talepli boşanmaların arttığını söyleyenler de var ama bu konu ile ilgili bir araştırma sonucu okumadım.
Dünya’daki özellikle Batı’daki Arap kadını imajı hakkında ne düşünüyorsun?
Hımm. Arap kadını imajı. Arap kadınlar hakkında o kadar çok hatalı düşünce ve inanç var ki. Hangi birini söylesem. 21. yüzyılda hala o kadar yanıltıcı bir biçimde resmediliyoruz ki. Eğitime, bilgiye erişme imkanımız var. Henüz tam anlamıyla konuşma özgürlüğümüz yok. Ama bunca eğitimi alanlar, ifade özgürlüğünden söz edenler bana hala çölün ortasında bir çadırda yaşayıp yaşamadığıma dair sorular sorabiliyor. Düşünebiliyor musun Semra?
Düşünüebiliyorum Widad. Peki sen Batılı kadınların yaşam biçimi ve kültürü hakkında ne düşünüyorsun? Dünyanın her yerindeki bütün kadınların yaşam tarzına ve kültürüne saygı duyuyuorum. Herkesin kendi hayatı.
Katar’da şöyle etrafıma bakınca çok çeşitli Arap kadın giyim tarzı görüyorum. Kimisi peçeli ve abayalı, (abaya:siyah, ince uzun pardesü) kimisi peçesiz ve abayalı, kimisi baş örtülü, tunikli, ceketli, kimisinin saçları açık. Kadınlar gerçekten giyim biçimlerini seçmekte özgür mü? Özellikle saçları söz konusu olduğunda.
Evet, Katar’da toplumun çeşitli kesimlerinden kadınları ve bu kadınların giyim biçimlerini görebilirsin. Kadınlar kendilerini nasıl temsil edecekleri konusunda özgürler. Bütün kadınlar saçlarına ne yaptıklarına bakılmadan saygı ve toleransı hak ediyor.
Bu arada expat kadınlar ve erkekler kendi giyim biçimleri ile yaşıyorlar Doha’da.Hatta gelmeden önce bir araştırma yaptım, yanıma neler almalıyım, nasıl giyinmeliyim, nelere dikkat etmeliyim diye. Her hangi bir zorunluluk ve/veya baskı olmadığını öğrendim. En azından yabancı kadınlar için. Sokakta, alış – veriş merkezlerinde her çeşit giyinmiş erkek ve kadınlara rastlamak mümkün. Mağazaların vitrinleri her türden, her markadan hatta iddalı markalardan son moda kıyafetlerle dolu. Katarlı erkekleri uzun beyaz geleneksel entarileri ile görüyorsunuz çoğunlukla. Ve nasıl oluyorsa her daim bembeyaz ve jilet gibi. Hatta sordum “bu nasıl böyle oluyor” diye. Özel yıkanıyormuş, dikkat ediyorlarmış… Katar’a başka Arap ülkelerinden özellikle Mısır, Lübnan, Ürdün, Suriye, Flistin’den gelenler ise daha ziyade pantolon ceket giymeyi tercih ediyorlar. Ama şunu söyleyeyim Doha’da giyim şekli ne olursa olsun, dönüp kadınların orasına burasına bakan, peşinde dolanan erkek ben görmedim. Neyyse biz söyleşimize dönelim.
Sen neden abaya giyiniyorsun?
Geleneksel ve dinsel nedenlerden dolayı abaya giyiyorum.
Arap kadınları için hayalin ne? Nasıl görmek istiyorsun onları?
Sadece Arap kadınlarının değil Semra, dünyadaki bütün kadınların onurlarıylayla, duygularıyla, düşünceleriyle, tercihleriyle yaşamasına olanak sağlanmasını istiyorum. İnşallah bir gün olur.
Bu söz üzerine ne denir ki!. Bu erkek egemen dünyada, dilerim ki, Widad’ın duası, temennisi, hayali yeryüzündeki bütün kadınlar için gerçekleşir…
semra güzel korver
fotoğraf: nickos megrelis